Japonya, Fukushima Daiichi nükleer felaketinin üzerinden geçen 15 yılın ardından, nükleer enerji politikasında en kritik adımlarından birini atmaya hazırlanıyor. Ülkenin kuzeybatısında, Niigata eyaletinde bulunan ve dünyanın en büyük nükleer santrali olarak bilinen Kashiwazaki-Kariwa Nuclear Power Plant, uzun bir aradan sonra yeniden faaliyete geçmek üzere. Ancak bu karar, enerji arzı ile kamu güvenliği arasındaki kırılgan dengeyi bir kez daha gündeme taşıyor.
Enerji Güvenliği mi, Toplumsal Güven mi?
Yedi reaktörün tamamı çalıştığında 8,2 gigavatlık üretim kapasitesine ulaşabilen Kashiwazaki-Kariwa, teoride milyonlarca hanenin elektrik ihtiyacını karşılayabilecek güçte. Japon hükûmeti için bu santral, yalnızca bir enerji yatırımı değil; karbon emisyonlarını azaltma, enerji ithalatına bağımlılığı düşürme ve uzun vadeli arz güvenliğini sağlama hedeflerinin merkezinde yer alıyor.

Özellikle Ukrayna savaşı sonrası küresel enerji piyasalarında yaşanan dalgalanmalar, Japonya gibi fosil yakıt ithalatçısı ülkelerde nükleer enerjiyi yeniden “stratejik bir seçenek” hâline getirdi. Ancak teknik kapasite ile toplumsal rıza arasındaki makas, bu santral özelinde hâlâ oldukça açık.
Fukushima’nın Gölgesi Hâlâ Uzun
Santrali işleten Tokyo Electric Power Company (TEPCO), aynı zamanda 2011’deki Fukushima Daiichi kazasının da sorumlu işletmecisi. Bu durum, Kashiwazaki-Kariwa’nın yeniden açılmasına yönelik güvensizliğin temel nedenlerinden biri.
Fukushima’da yaşanan üçlü reaktör erimesi, yalnızca çevresel değil; siyasal ve psikolojik bir kırılma noktası yarattı. 160 binden fazla insanın tahliye edilmesi, Japon toplumunda “nükleer güvenlik” kavramını geri dönülmez biçimde sorgulanır hâle getirdi. Aradan geçen yıllara rağmen, bu travmanın özellikle santralin çevresinde yaşayan nüfus üzerinde etkisini koruduğu görülüyor.
Yerel Halkın Sessiz İtirazı
Kashiwazaki-Kariwa’nın 30 kilometrelik çevresinde yaklaşık 420 bin kişi yaşıyor. Yerel halkın temel endişeleri teknik raporlardan çok daha somut: tahliye yolları, kış aylarında kapanan yollar, yaşlı nüfusun fazlalığı ve deprem riski.
Bölge, 2007 yılında yaşanan 6,8 büyüklüğündeki depremde santralin hasar almasıyla bu risklerin teorik olmadığını da tecrübe etmişti. Her ne kadar reaktörler o dönemde otomatik olarak kapanmış olsa da, olay nükleer tesislerin “en kötü senaryoya” karşı ne kadar hazırlıklı olduğu sorusunu canlı tuttu.
Yerel yönetimlerin referandum taleplerinin reddedilmesi ise, karar alma sürecinin demokratik meşruiyetini tartışmalı hâle getiriyor.
Güvenlik Önlemleri: Yeterli mi?
TEPCO, Fukushima sonrası dönemde santralin güvenlik altyapısının kapsamlı biçimde yenilendiğini savunuyor. Tsunami duvarları, su geçirmez kapılar, mobil dizel jeneratörler ve gelişmiş filtreleme sistemleri, şirketin öne çıkardığı başlıca önlemler arasında.
Ancak Japonya’daki nükleer sektöre duyulan güvensizlik, yalnızca geçmiş kazalardan kaynaklanmıyor. Başka bir santral olan Hamaoka’da ortaya çıkan sismik veri manipülasyonu skandalı, “kâğıt üzerindeki güvenlik” ile fiilî uygulamalar arasındaki farkı yeniden gündeme taşıdı. Bu durum, “öğrenilmiş dersler” söylemini zayıflatan önemli bir unsur olarak öne çıkıyor.
Siyasi Bir Kumar
Kashiwazaki-Kariwa’nın yeniden devreye alınması, Japon hükûmeti açısından açık bir siyasi risk barındırıyor. Nükleer enerjiye dönüş, iklim ve enerji politikaları açısından rasyonel görülebilir; ancak kamuoyunun geniş kesimlerinde hâlâ “zorla kabul ettirilen bir karar” algısı mevcut.
Bu nedenle söz konusu adım, yalnızca bir reaktörün yeniden çalıştırılması değil; Japonya’nın Fukushima sonrası dönemde devlet, şirket ve toplum arasındaki güven ilişkisini yeniden kurup kuramayacağının da bir testi niteliğinde.
Sonuç: Nükleer Dönüşün Gerçek Bedeli
Kashiwazaki-Kariwa örneği, nükleer enerjinin teknik bir mühendislik meselesi olmaktan çoktan çıktığını gösteriyor. Bugün tartışılan konu, kilovat-saat hesabından ziyade şu soruda düğümleniyor: Enerji güvenliği adına hangi toplumsal riskler göze alınabilir?
Japonya bu soruya net bir yanıt vermiş görünse de, santralin gölgesinde yaşayanlar için tartışma henüz bitmiş değil.



