28 Ekim 2025’te Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres, Paris İklim Anlaşması’nın simgesel hedefinin kaçırılacağını açıkça kabul etti: “Gerçek şu ki, önümüzdeki birkaç yıl içinde 1,5 °C’nin aşılmasını engellemeyi başaramadık.”
Bu açıklama aslında herkesin bildiği bir gerçeğin ifadesiydi. 2024 yılında küresel ortalama yüzey sıcaklığı, sanayi öncesi dönemin yaklaşık 1,55 °C üzerine çıktı; 2023–2025 ortalaması ise 1,48 °C seviyesine ulaşarak sınırın tehlikeli biçimde yakınına geldi. Bu noktada Paris hedefini tutturmak, gerçekçi hiçbir ölçüte göre mümkün görünmüyor. Ancak bu durum umutsuzluğa kapılmayı değil, iklim ilerlemesini nasıl ölçtüğümüzü ve nasıl harekete geçirdiğimizi köklü biçimde yeniden düşünmeyi gerektiriyor.
Bugünün dünyası, Paris hedefinin belirlendiği 2015 yılından oldukça farklı. Küresel ölçekte emisyonlar hâlâ artıyor ve iklim eylemleri yavaş ilerliyor olabilir; ancak önemli bir dönüşüm de yaşanıyor. Temiz enerji hızla büyüyor ve artık “alışılagelmiş iş modeli” fosil yakıtlar değil, karbonsuzlaşma. 2025’in ilk üç çeyreğinde, temiz elektrik üretimindeki artış ilk kez toplam enerji talebindeki artışı geride bıraktı; bu da fosil yakıtların sistemden dışlanmaya başladığını gösteriyor.
Bizim temel iddiamız şu: 2026 ve sonrasında iklim politikasının ana odağı, temiz enerji devrimini hızlandırmak olmalıdır. Temiz enerjinin, fosil yakıtları küresel ekonomiden hangi hızla dışladığı ise iklim ilerlemesinin temel göstergesi hâline gelmelidir. Bu amaçla “temiz enerji kayması” adını verdiğimiz bir ölçütü öneriyoruz. Soyut sıcaklık hedeflerinin peşinden koşmak yerine, enerji sistemini temizlemek; odaklanabilir, ölçülebilir ve kazanılabilir bir mücadeledir.
Ortalama Sıcaklıkların Ötesine Geçmek
İlerlemek için, iklim bilimcilerin ve politika yapıcıların Paris’in 1,5 °C hedefinin artık işlevini yitirdiğini kabul etmesi gerekiyor. Bu hedef başlangıçta küresel azaltım çabalarını bir araya getiren güçlü bir odak noktasıydı; ancak başarısız olmuş bir sıcaklık sınırına takılı kalmak, artık faydadan çok zarar üretebilir.
Bunun temel nedenlerinden biri, bu sınırın ne zaman ve nasıl aşıldığının tespit edilmesindeki güçlük. Örneğin projeksiyonlar, dünyanın 1,5 °C eşiğini yaklaşık 2028 civarında aşacağını gösteriyor. Ancak Intergovernmental Panel on Climate Change (IPCC) terminolojisine göre 1,5 °C’nin “aşılması”, bu seviyedeki 20 yıllık bir dönemin orta noktasını ifade ediyor. Yani resmî doğrulama, fiilî aşımın üzerinden yaklaşık on yıl geçmeden yapılamıyor.
Yıllar süren uzman yorumuna ihtiyaç duyan böyle bir hedef, karar vericiler açısından güçlü bir yönlendirici olamaz. Üstelik küresel ortalama sıcaklıklar, bireylerin doğrudan deneyimlediği bir olgu değildir; bu da kamusal algıyı zayıflatır. 1,5 °C aşıldığında hedefi 1,6 °C ya da 1,7 °C’ye taşımak ise iklim hedeflerini keyfî ve bilimsel temelden kopuk gösterme riski taşır.
Daha da önemlisi, 1,5 °C’nin altında kalma vurgusu, riskli iklim müdahalelerini meşrulaştırabilir. Örneğin stratosfere sülfat aerosolleri enjekte edilmesine dayanan “güneş ışınımı değiştirme” uygulamaları, teorik olarak sıcaklığı düşürebilir; ancak yağış rejimlerini bozma ya da uygulama ani şekilde durdurulduğunda hızlı bir ısınma dalgası yaratma gibi ciddi riskler barındırır.
Sıcaklık hedeflerini daha karmaşık hâle getirmek de çözüm değildir. “Aşım” (overshoot) kavramı, yani sıcaklığın bir süre 1,5 °C’nin üzerine çıktıktan sonra yüzyıl sonunda tekrar bu seviyeye çekilmesi fikri, ölçülmesi daha da zor bir hedef yaratır. Böyle bir başarının doğrulanması ancak yüzyılın sonunda mümkün olabilir.
2100’e yönelik projeksiyonlara dayanan yaklaşımlar, kamuoyu ve siyaset açısından motive edici değildir. Ayrıca yapay zekâ gibi hızla gelişen teknolojilerin ve iklim sisteminin benzeri görülmemiş koşullara nasıl tepki vereceğini bugünden kesin biçimde öngörmek de gerçekçi değildir.
Temiz Enerji Kayması
Bu nedenle politika yapıcıların odağını, toplumların talep ettiği güvenli iklimi ve güçlü ekonomileri sağlayacak temiz enerji sistemlerini hızla kurmaya çevirmesi gerekir. Bu hedefler zaten uluslararası düzeyde kabul edilmiş durumda. 2023’te Dubai’de düzenlenen COP28’de ülkeler, 2030’a kadar küresel yenilenebilir enerji kapasitesinin üç katına çıkarılması ve 2050’de net sıfıra ulaşmak için fosil yakıtlardan uzaklaşılması çağrısında bulundu. 2025’te Brezilya’nın Belém kentindeki COP30’da fosil yakıtların tamamen terk edilmesi konusunda uzlaşı zor olsa da, temiz enerjinin hızlandırılması konusunda geniş bir mutabakat mevcut.
Bu geçiş sürecinde iklim ilerlemesini ölçmek için tek, net ve anlaşılır bir sayıya ihtiyaç var. “Temiz enerji kayması”nı, belirli bir dönemde temiz enerji üretimindeki büyüme oranından toplam enerji talebindeki büyüme oranının çıkarılması olarak tanımlıyoruz. Bu ölçüt, temiz enerji arzının, toplam enerji talebinden daha hızlı büyümesi gerektiğini açık biçimde ortaya koyar.
Eğer temiz enerji üretimi yıllık %6 artarken toplam enerji talebi %3 artıyorsa, temiz enerji kayması +%3’tür. Bu, temiz enerjinin fosil yakıtları sistemden dışladığı anlamına gelir. Sayı ne kadar büyükse, fosil yakıtlardan çıkış o kadar hızlıdır. Sadece “temiz enerjinin payını” ölçmek yeterli değildir; çünkü talep artışıyla birlikte fosil yakıtlar da artabilir.
Bu yaklaşım, net sıfıra “negatif” bir çerçeveyle yaklaşmak yerine, %100 temiz ekonomiye doğru “pozitif” bir ilerleme hikâyesi sunar. Ekonomik fedakârlık algısını azaltır; istihdam, sanayi ve teknoloji yatırımlarını öne çıkarır. Güneş, rüzgâr, batarya, jeotermal, hidroelektrik ve nükleer gibi seçenekleri kapsar; kazanan seçmez.
Türkiye Açısından Temiz Enerji Kayması
Türkiye için bu yaklaşım özellikle anlamlıdır. Türkiye, 2024 itibarıyla elektrik kurulu gücünün yaklaşık %55’ini yenilenebilir kaynaklardan (hidroelektrik, rüzgâr, güneş, jeotermal ve biyokütle) sağlamaktadır. Son beş yılda güneş ve rüzgâr kurulu gücü hızla artmış, özellikle lisanssız güneş yatırımları toplam kapasiteyi ciddi biçimde büyütmüştür. Buna karşılık toplam enerji talebi de artmaya devam etmektedir.
Türkiye’nin temiz enerji kaymasını kalıcı biçimde pozitifte tutabilmesi için, yenilenebilir elektrik üretimindeki yıllık artışın, toplam enerji talebindeki artışın birkaç puan üzerinde seyretmesi gerekmektedir. Bu; şebeke yatırımlarının hızlandırılmasını, depolama kapasitesinin artırılmasını, batarya maliyetlerinin düşürülmesini ve sanayide elektrifikasyonun teşvik edilmesini zorunlu kılar.
İklim Merdivenini Tırmanmak
2050’de küresel karbonsuzlaşmaya ulaşmak için kısa vadeli kilometre taşları gereklidir. Temiz enerji kayması için beşer yıllık küresel hedefler belirlenebilir; her biri, güvenli iklime doğru bir “basamak” işlevi görür. Bu basamaklar doğrusal değildir: yüzde bazlı bir büyüme ölçütü olduğu için, üst basamaklar daha hızlı kapasite artışlarını ifade eder.
Dünya ilk iki basamağı aşmış durumdadır. 2014–2019 döneminde ortalama temiz enerji kayması yaklaşık %3,4 iken, 2024’te bu değer yaklaşık %5,7’ye yükselmiştir. Fosil yakıtlardan 2050’ye kadar çıkabilmek için bu oranın korunması ve artırılması gerekir. Daha düşük oranlar, fosil yakıtların enerji karmasında daha uzun süre kalması anlamına gelir.
Bu beş yıllık dönemler, United Nations Framework Convention on Climate Change (UNFCCC) süreçleriyle; yani ulusal katkı beyanları, küresel durum değerlendirmeleri ve COP kararlarıyla uyumlu hâle getirilebilir.
Fosil Yakıt Gerçeği
Hiçbir ölçüt her şeyi kapsamaz. Temiz enerji kayması; ormansızlaşma, tarım veya yangınlardan kaynaklanan emisyonları doğrudan içermez. Ancak fosil yakıtların iklim üzerindeki etkisi benzersizdir: 2024’teki küresel karbondioksit emisyonlarının yaklaşık %90’ı (42 gigatonun 38 gigatonu) fosil yakıtlardan kaynaklanmıştır. Bu nedenle enerji sistemini temizlemek, iklim krizinin merkezine müdahale etmek anlamına gelir.



