Sakız Çiğneme ve Gizli Tehlike
Günlük hayatımızda sıklıkla başvurduğumuz, nefes tazelemek, stresi azaltmak veya sadece keyif almak için çiğnediğimiz sakızların, aslında farkında olmadan vücudumuza zararlı mikroplastikleri taşıdığını biliyor muydunuz? Son yıllarda bilim insanlarının dikkatini çeken bu konu, özellikle Queen’s Üniversitesi Belfast’ta yapılan ve Journal of Hazardous Materials dergisinde yayımlanan çarpıcı bir araştırmayla gündeme geldi. Bu araştırma, sadece bir saat boyunca çiğnenen bir sakızın insan tükürüğünde 250 bin mikroplastik parçacık bırakabildiğini ortaya koydu (Queen’s University Belfast, 2025). Bu rakam, günlük hayatta farkında olmadan ne kadar büyük miktarda mikroplastiğe maruz kaldığımızı göstermesi açısından oldukça endişe verici.
Mikroplastikler, daha büyük plastik ürünlerin parçalanmasıyla oluşan, genellikle 5 milimetreden küçük plastik parçacıklardır. Sentetik kumaşlardan gelen mikro fiberler, kozmetik ürünlerdeki mikro boncuklar ve plastik atıkların parçalanmasıyla oluşan küçük partiküller gibi çeşitli kaynaklardan çevremize yayılırlar. Araştırmalar, bu mikroplastiklerin zamanla daha da küçük parçalara ayrılarak nanoplastiklere dönüşebildiğini ve bunların da insan vücudunda tespit edilebildiğini göstermektedir (Tarım ve Orman Bakanlığı, 2024).
Sakız çiğneme, dünya genelinde yaygın bir alışkanlıktır. Türkiye’de ve dünyada milyonlarca insan günlük olarak sakız çiğnemektedir. Amerikan Şekerlemeciler Birliği’nin verilerine göre, ortalama bir insan yılda yaklaşık 160-180 adet sakız tüketmektedir (Fizikist, 2025). Bu rakamlar, sakız çiğneme alışkanlığının ne kadar yaygın olduğunu ve potansiyel mikroplastik maruziyetinin boyutunu göstermesi açısından önemlidir.
Sakızların içeriğinde bulunan ve ambalajlarda genellikle “sakız bazı” olarak belirtilen maddeler, aslında çoğunlukla sentetik polimerlerden oluşmaktadır. Bu polimerler, sakıza elastikiyet ve çiğnenebilir doku kazandırmak için kullanılır, ancak çiğneme sırasında tükürüğe karışarak vücuda girebilmektedir. Hem sentetik hem de “doğal” olarak pazarlanan sakızlarda mikroplastik varlığı tespit edilmiştir, bu da tüketicilerin bilinçli tercihler yapabilmesi için daha fazla bilgiye ihtiyaç duyduğunu göstermektedir (Ethicwater, 2025).
Bu makalede, sakız çiğneme sırasında maruz kaldığımız mikroplastiklerin kaynakları, miktarları, potansiyel sağlık etkileri ve bu maruziyeti azaltmanın yolları hakkında kapsamlı bir inceleme sunacağız. Bilimsel araştırmalardan elde edilen güncel veriler ışığında, sakız endüstrisinin durumu, tüketici bilinci ve gelecekteki araştırma ihtiyaçları gibi konuları ele alacağız. Amacımız, okuyucuları korkutmak değil, bilinçli tercihler yapabilmeleri için gerekli bilgileri sunmaktır.
Mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkileri henüz tam olarak anlaşılamamış olsa da, mevcut araştırmalar bu konunun ciddiyetle ele alınması gerektiğini göstermektedir. Sakız çiğneme gibi masum görünen bir alışkanlığın ardında yatan potansiyel riskleri anlamak, hem bireysel sağlığımız hem de çevre sağlığı açısından önemlidir. Bu makale, günlük hayatımızda farkında olmadan maruz kaldığımız mikroplastikler konusunda farkındalık yaratmayı ve bu konuda atılabilecek adımları tartışmayı hedeflemektedir.
Mikroplastikler: Tanım, Kaynaklar ve Yaygınlık
Mikroplastik ve Nanoplastik Nedir?
Mikroplastikler, çevre biliminde ve sağlık araştırmalarında giderek daha fazla endişe uyandıran, boyutları 5 milimetreden küçük olan plastik parçacıklardır. Bu parçacıklar, boyutlarına göre daha detaylı sınıflandırıldığında, 1 mikrometre ile 5 milimetre arasındaki parçacıklar mikroplastik, 1 mikrometreden küçük olanlar ise nanoplastik olarak adlandırılmaktadır (Tarım ve Orman Bakanlığı, 2024). Mikroplastikler, oluşum kaynaklarına göre birincil ve ikincil olmak üzere iki ana kategoriye ayrılır. Birincil mikroplastikler, kozmetik ürünlerdeki mikro boncuklar veya tekstil endüstrisinde kullanılan mikro fiberler gibi doğrudan mikro boyutta üretilen plastik parçacıklardır. İkincil mikroplastikler ise, daha büyük plastik ürünlerin çevresel koşullar altında parçalanmasıyla oluşan küçük plastik parçalarıdır (TÜBİTAK, 2023).
Nanoplastikler, mikroplastiklerden daha küçük boyutlara sahip olmaları nedeniyle, insan vücuduna daha kolay nüfuz edebilme ve hücre zarlarını geçebilme potansiyeline sahiptir. Bu durum, nanoplastiklerin potansiyel sağlık risklerini mikroplastiklere göre daha da artırmaktadır. Araştırmacılar, nanoplastiklerin boyutları nedeniyle tespitinin daha zor olduğunu ve bu nedenle çevrede ve gıdalardaki gerçek konsantrasyonlarının tam olarak bilinmediğini belirtmektedir (Dergipark, 2020). Queen’s Üniversitesi Belfast’ta yapılan araştırmada, sakız çiğneme sırasında tükürükte hem mikroplastiklerin hem de nanoplastiklerin tespit edildiği bildirilmiştir, bu da sakız çiğnemenin her iki tür plastik parçacığa da maruz kalmamıza neden olabileceğini göstermektedir (Queen’s University Belfast, 2025).
Mikroplastiklerin Çevresel Kaynakları ve Yaygınlığı
Mikroplastikler günümüzde çevrenin neredeyse her alanında bulunmaktadır: okyanuslardan dağ zirvelerine, kutuplardan çöllere kadar dünyanın her köşesinde tespit edilmişlerdir. Çevresel mikroplastik kirliliğinin başlıca kaynakları arasında plastik atıkların parçalanması, sentetik tekstil ürünlerinin yıkanması sırasında açığa çıkan mikro fiberler, araç lastiklerinin aşınması, endüstriyel süreçler ve kozmetik ürünlerdeki mikro boncuklar yer almaktadır (Drozdoğan, 2023). Plastik üretiminin 1950’lerden bu yana katlanarak artması, çevredeki mikroplastik kirliliğinin de aynı oranda artmasına neden olmuştur.
Türkiye’de yapılan araştırmalar, özellikle deniz ve göl ekosistemlerinde mikroplastik kirliliğinin yaygın olduğunu göstermektedir. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2024 yılında yayımladığı bilimsel görüşe göre, mikroplastiklerin denizler, akarsular, okyanuslar, atmosfer ve toprakta yaygın bulunuşu, özellikle su kaynaklarının kirlenmesi endişeleri artırmaktadır. Boyutlarının küçük olması nedeniyle, besin zincirinin tabanında yer alan organizmalar tarafından yutulmasından dolayı besin zincirine dahil olmaktadır (Tarım ve Orman Bakanlığı, 2024). Bu durum, mikroplastiklerin sadece çevresel bir sorun değil, aynı zamanda gıda güvenliği ve insan sağlığı açısından da önemli bir risk faktörü olduğunu göstermektedir.
Mikroplastiklerin Gıda ve İçeceklerdeki Varlığı
Mikroplastikler, gıda zinciri yoluyla insan vücuduna girebilmektedir. Yapılan araştırmalar, deniz ürünleri, içme suyu, bal, tuz ve hatta bira gibi çeşitli gıda ve içeceklerde mikroplastik varlığını ortaya koymuştur. Özellikle şişelenmiş sularda mikroplastik konsantrasyonunun yüksek olduğu bildirilmiştir. Araştırmacılar, plastik şişedeki bir litre suyun ortalama 240.000 mikroplastik içerdiğini tahmin etmektedir (Fizikist, 2025). Bu rakam, sakız çiğneme sırasında maruz kalınan mikroplastik miktarıyla karşılaştırıldığında, günlük hayatta ne kadar çok mikroplastiğe maruz kaldığımızı göstermesi açısından çarpıcıdır.
Gıdalardaki mikroplastik varlığı, gıda ambalajlarından, üretim süreçlerinden ve çevresel kontaminasyondan kaynaklanabilmektedir. Türkiye’de yapılan bir araştırmada, sofra tuzlarında mikroplastik varlığı tespit edilmiş, bu da deniz kirliliğinin gıda zincirine nasıl yansıdığını göstermiştir (Dergipark, 2020). Ayrıca, işlenmiş gıdaların üretimi sırasında kullanılan plastik ekipmanlardan da gıdalara mikroplastik geçişi olabilmektedir. Bu durum, gıda güvenliği açısından yeni bir risk faktörü oluşturmaktadır.
Sakızlardaki Mikroplastik İçeriği ve Türleri
Sakızlar, yapıları gereği mikroplastik içerme potansiyeline sahip ürünlerdir. Modern sakızların çoğu, petrol türevi sentetik polimerlerden oluşan bir “sakız bazı” içermektedir. Bu bazın içeriği genellikle ambalajlarda detaylı olarak belirtilmemekte, sadece “sakız bazı” ifadesi kullanılmaktadır. Ancak, bu baz içerisinde polietilen, polivinil asetat veya polipropilen gibi plastik polimerler bulunabilmektedir (Ethicwater, 2025).
Queen’s Üniversitesi Belfast’ta yapılan araştırmada, bir saat boyunca çiğnenen bir sakızın tükürükte 250 binden fazla mikroplastik parçacık bıraktığı tespit edilmiştir. Araştırmacılar, “otomatik Raman spektroskopisi” adı verilen bir teknik kullanarak tükürükteki mikroplastik miktarını ölçmüşlerdir. Çalışmaya katılan doktora araştırmacısı Udit Pant, tükürük örneklerinin üç farklı zaman diliminde (0-20 dakika, 20-40 dakika ve 40-60 dakika) toplandığını ve şaşırtıcı şekilde tüm örneklerde mikro ve nano plastiklere rastlandığını belirtmiştir. Bu durum, sakız çiğneme süresinin güvenli olup olmadığına dair bir sınır olmayabileceğini göstermektedir (TRT Haber, 2025).
Amerika Birleşik Devletleri’nde UCLA’da yapılan bir başka araştırmada ise, hem sentetik hem de doğal olarak pazarlanan sakızlarda mikroplastik varlığı tespit edilmiştir. Araştırmacılar, bir gram sakızın ortalama 100 mikroplastik parçacık bıraktığını, bazı sakızlarda ise bu sayının 600’den fazla olduğunu bulmuşlardır. Yılda yaklaşık 180 adet sakız çiğneyen kişilerin kabaca 30.000 mikroplastik yutabileceği tahmin edilmektedir (Fizikist, 2025). Bu bulgular, sakız çiğnemenin, farkında olmadan mikroplastiklere maruz kalmamıza neden olan önemli bir kaynak olduğunu göstermektedir.
Sakız Üretimi ve İçeriğindeki Plastik Bileşenler
Sakız Üretiminde Kullanılan Hammaddeler
Sakız üretimi, tarihsel süreçte doğal reçinelerden modern sentetik polimerlere uzanan bir evrim geçirmiştir. Geleneksel olarak sakızlar, Sapodilla ağacının özsuyu olan chicle veya çeşitli ağaç reçinelerinden üretilmekteydi. Ancak günümüzde ticari sakızların büyük çoğunluğu, petrol türevi sentetik polimerlerden oluşan bir “sakız bazı” içermektedir (Ethicwater, 2025). Bu dönüşüm, 20. yüzyılın ortalarında plastik endüstrisinin gelişmesiyle hızlanmış ve sakız üretiminde maliyet etkinliği, uzun raf ömrü ve istenen çiğneme kalitesini sağlamak amacıyla sentetik malzemeler tercih edilir hale gelmiştir.
Modern bir sakızın temel bileşenleri arasında sakız bazı (%20-30), tatlandırıcılar (%30-60), yumuşatıcılar (%1-2), aroma vericiler (%1-5) ve diğer katkı maddeleri bulunmaktadır. Sakız bazı, sakızın elastik yapısını ve çiğnenebilir dokusunu sağlayan en önemli bileşendir. Ticari sakızlarda kullanılan sentetik sakız bazları genellikle polietilen, polivinil asetat, poliizobutilen veya stiren-bütadien kauçuğu gibi petrol türevi polimerlerden oluşmaktadır (Tarım ve Orman Bakanlığı, 2024). Bu polimerler, sakıza dayanıklılık ve esneklik kazandırırken, aynı zamanda çiğneme sırasında parçalanarak mikroplastik salınımına neden olabilmektedir.
Sentetik ve Doğal Sakız Bazları Arasındaki Farklar
Sakız pazarında “sentetik” ve “doğal” olarak kategorize edilen iki temel sakız türü bulunmaktadır. Sentetik sakızlar, yukarıda bahsedilen petrol türevi polimerleri içerirken, doğal sakızlar ağaç reçineleri, bitkisel özler veya kauçuk ağacı türevleri gibi doğal kaynaklardan elde edilen malzemeleri kullanmaktadır. Ancak, “doğal” etiketli sakızların da tamamen plastikten arındırılmış olduğunu söylemek yanıltıcı olabilir. UCLA’da yapılan bir araştırmada, hem sentetik hem de doğal olarak pazarlanan sakızlarda mikroplastik varlığı tespit edilmiştir (Fizikist, 2025).
Doğal sakız bazları genellikle chicle, jelutong veya sorva gibi ağaç özlerinden elde edilir. Bu malzemeler biyolojik olarak parçalanabilir olsa da, üretim süreçlerinde çeşitli katkı maddeleri eklenebilmekte ve bu da ürünün “doğallığını” etkileyebilmektedir. Ayrıca, doğal sakızların üretimi ve paketlenmesi sırasında plastik kontaminasyonu riski de bulunmaktadır. İngiltere Portsmouth Üniversitesi’nden araştırmacı David Jones, doğal sakızlarda da mikroplastiklerin bulunmasının şaşırtıcı olduğunu, bunların laboratuardaki başka bir kaynaktan gelmiş olabileceğini düşündüğünü belirtmiştir (Fizikist, 2025).
Sakız Ambalajlarında Belirtilmeyen Plastik İçerikler
Tüketiciler açısından en büyük sorunlardan biri, sakız ambalajlarında içeriklerin şeffaf bir şekilde belirtilmemesidir. Çoğu sakız ambalajında, içerik listesinde sadece “sakız bazı” ifadesi yer almakta, bu bazın gerçekte hangi maddelerden oluştuğu detaylandırılmamaktadır. UCLA’daki araştırmanın baş araştırmacısı Sanjay Mohanty, “Kimse size içindekileri söylemiyor” diyerek bu duruma dikkat çekmiştir (Fizikist, 2025).
Sakız bazının içeriğindeki plastik polimerler, gıda katkı maddeleri yönetmeliklerinde izin verilen maddeler arasında yer alabilmektedir. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki sakız üreticilerini temsil eden Ulusal Şekerlemeciler Birliği, sakız içeriklerinin ABD Gıda ve İlaç İdaresi tarafından onaylandığını ve “100 yılı aşkın bir süredir olduğu gibi sakızın tadını çıkarmanın güvenli olduğunu” belirtmiştir (Fizikist, 2025). Ancak, bu onaylar genellikle mikroplastik salınımı gibi spesifik konuları kapsamayabilir ve uzun vadeli sağlık etkileri tam olarak araştırılmamış olabilir.
Türkiye’de de benzer bir durum söz konusudur. Sakız ambalajlarında içerik listesi bulunsa da, “sakız bazı” ifadesi altında hangi maddelerin yer aldığı detaylandırılmamaktadır. Bu durum, tüketicilerin bilinçli tercihler yapabilmesini zorlaştırmaktadır. Tüketici haklarını savunan kuruluşlar, gıda etiketlerinde daha fazla şeffaflık talep etmektedir (Ethicwater, 2025).
Sakız Endüstrisinin Mikroplastik Konusundaki Yaklaşımı
Sakız endüstrisi, mikroplastik konusundaki araştırma bulgularına temkinli yaklaşmaktadır. Üreticiler genellikle ürünlerinin güvenli olduğunu ve ilgili gıda güvenliği düzenlemelerine uygun üretildiğini vurgulamaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Ulusal Şekerlemeciler Birliği, UCLA araştırmasına yanıt olarak, çalışmanın yazarlarının “alarm için bir neden olmadığını” kabul ettiklerini belirtmiştir (Fizikist, 2025).
Bununla birlikte, artan tüketici bilinci ve çevresel kaygılar, bazı üreticileri daha sürdürülebilir alternatifler geliştirmeye yöneltmektedir. Piyasada tamamen bitkisel bazlı, plastik içermeyen sakız alternatifleri de bulunmaktadır. Bu ürünler genellikle organik veya doğal etiketiyle pazarlanmakta ve geleneksel sakızlara göre daha yüksek fiyatlarla satılmaktadır. Ancak, bu alternatif ürünlerin de mikroplastik salınımı açısından bağımsız testlere tabi tutulması gerekmektedir (Ethicwater, 2025).
Sakız endüstrisinin mikroplastik konusundaki yaklaşımı, genel olarak plastik endüstrisinin çevresel etkilere yaklaşımıyla paralellik göstermektedir. Üreticiler, ürünlerinin güvenliğini savunurken, bilimsel araştırmaların sonuçlarını beklemekte ve düzenleyici kurumların kararlarına göre hareket etmektedir. Ancak, tüketici baskısı ve artan çevresel farkındalık, endüstriyi daha sürdürülebilir alternatifler geliştirmeye zorlayabilir (Karar, 2025).
Bilimsel Araştırmalar: Sakız Çiğneme ve Mikroplastik Salınımı
Queen’s Üniversitesi Araştırmasının Detaylı İncelemesi
Queen’s Üniversitesi Belfast tarafından yürütülen ve Journal of Hazardous Materials dergisinde yayımlanan çalışma, sakız çiğnemenin mikroplastik maruziyeti açısından önemli bir kaynak olabileceğini ortaya koymuştur. Bu araştırma, türünün ilk örneği olarak, sakız çiğneme sırasında tükürüğe geçen mikroplastik ve nanoplastik miktarını ölçmeyi amaçlamıştır (Queen’s University Belfast, 2025). Araştırma ekibi, “otomatik Raman spektroskopisi” adı verilen gelişmiş bir teknik kullanarak, tükürükteki mikroplastik parçacıklarını tespit etmiş ve sayılarını belirlemiştir.
Çalışmanın en çarpıcı bulgusu, bir saat boyunca çiğnenen tek bir sakızın, insan tükürüğünde 250 binden fazla mikroplastik parçacık bırakabildiğinin tespit edilmesidir. Araştırmacılar, tükürük örneklerini üç farklı zaman diliminde (0-20 dakika, 20-40 dakika ve 40-60 dakika) toplamış ve her bir örnekte mikroplastik ve nanoplastik varlığını incelemiştir. Çalışmaya katılan Queen’s Üniversitesi doktora araştırmacısı Udit Pant, “Şaşırtıcı şekilde, tüm örneklerde mikro ve nano plastiklere rastlandı. Bu da sakız çiğneme süresinin güvenli olup olmadığına dair bir sınır olmayabileceğini gösteriyor” demiştir (TRT Haber, 2025).
Araştırmanın yazarlarından ve Queen’s Üniversitesi Küresel Gıda Güvenliği Enstitüsü’nden Dr. Cuong Cao, çalışmanın mikro ve nano plastik kirliliğinin küresel bir sorun olduğuna dikkat çekerek, “Çalışmamız, bu plastikleri tespit etmek için etkili ve erişilebilir bir yöntem sunarken, sakız gibi göz ardı edilen maruziyet kaynaklarını da ortaya koyuyor” açıklamasında bulunmuştur. Dr. Cao ayrıca, bulguların mikro ve nano plastik tespitinde önemli bir boşluğu doldurduğunu belirterek, sakız çiğnemenin plastik maruziyetine yol açabilecek bilinmeyen bir etken olduğuna vurgu yapmıştır (Karar, 2025).
UCLA Araştırmasının Bulguları ve Metodolojisi
Amerika Birleşik Devletleri’nde Los Angeles Kaliforniya Üniversitesi’nde (UCLA) yapılan bir başka araştırma da sakız çiğnemenin mikroplastik maruziyetine neden olduğunu doğrulamıştır. Bu çalışma, Amerikan Kimya Derneği’nin (American Chemical Society) bahar toplantısında sunulmuş ve sakız çiğnemenin tükürüğe yüzlerce, hatta bazı durumlarda binlerce mikroplastik parçacığı salabileceğini ortaya koymuştur (Fizikist, 2025).
UCLA’daki araştırmada, doktora öğrencisi Lisa Lowe, 10 farklı sakız markasından (5 sentetik ve 5 doğal) yedişer adet çiğnemiş ve tükürüğünde kimyasal analiz yapılmıştır. Araştırmacılar, bir gram sakızın ortalama 100 mikroplastik parça bıraktığını, bazı sakızların ise 600’den fazla parça bıraktığını tespit etmişlerdir. Bir sakız çubuğunun ortalama ağırlığı yaklaşık 1,5 gram olduğundan, tek bir sakız çiğneme seansında 150-900 arası mikroplastik parçacığa maruz kalınabileceği hesaplanmıştır. Araştırmacılar, yılda yaklaşık 180 adet sakız çiğneyen kişilerin kabaca 30.000 mikroplastik yutuyor olabileceğini belirtmişlerdir (Fizikist, 2025).
UCLA araştırmasının baş araştırmacısı Sanjay Mohanty, “İnsanları telaşlandırmak istemiyorum” diyerek, mikroplastiklerin insan sağlığına zararlı olduğunu doğrudan gösteren hiçbir kanıt olmadığını vurgulamıştır. Ancak, çalışmanın amacının, vücudumuza giren bu görünmez plastik parçaların az araştırılmış bir başka yolunu göstermek olduğunu belirtmiştir (Fizikist, 2025).
Otomatik Raman Spektroskopisi Tekniği ve Mikroplastik Tespiti
Queen’s Üniversitesi araştırmasında kullanılan “otomatik Raman spektroskopisi” tekniği, mikroplastik ve nanoplastik tespitinde önemli bir yenilik sunmaktadır. Bu teknik, ışığın madde ile etkileşimi sonucu oluşan Raman saçılmasını kullanarak, malzemelerin kimyasal yapısını belirlemek için kullanılır. Otomatik Raman spektroskopisi, geleneksel Raman spektroskopisinin otomatikleştirilmiş ve daha hassas hale getirilmiş bir versiyonudur (Queen’s University Belfast, 2025).
Bu teknik sayesinde araştırmacılar, tükürük örneklerindeki mikroplastik ve nanoplastik parçacıklarını hem tespit edebilmiş hem de sayılarını belirleyebilmişlerdir. Ayrıca, bu parçacıkların kimyasal yapısını analiz ederek, hangi tür plastiklerden kaynaklandığını da tespit edebilmişlerdir. Queen’s Üniversitesi araştırmasında, tükürükteki mikroplastiklerin çoğunlukla polietilen ve polipropilen gibi yaygın kullanılan plastik türlerinden oluştuğu belirlenmiştir (Karar, 2025).
Dr. Cuong Cao, bu yenilikçi yaklaşımın plastik kirliliğinin azaltılmasına yardımcı olmak için umut verici ve daha uygun maliyetli bir araç sunabileceğini belirtmiştir. Bu teknik, sadece sakızlardaki mikroplastiklerin tespiti için değil, diğer gıda ve içeceklerdeki mikroplastik kirliliğinin belirlenmesi için de kullanılabilir potansiyele sahiptir (TRT Haber, 2025).
Çiğneme Süresi ve Mikroplastik Salınımı Arasındaki İlişki
Queen’s Üniversitesi araştırmasının önemli bulgularından biri, çiğneme süresi ile tükürüğe salınan mikroplastik miktarı arasındaki ilişkidir. Araştırmacılar, tükürük örneklerini üç farklı zaman diliminde (0-20 dakika, 20-40 dakika ve 40-60 dakika) toplamış ve her bir zaman diliminde mikroplastik varlığını tespit etmişlerdir. Şaşırtıcı şekilde, tüm zaman dilimlerinde mikroplastik ve nanoplastik parçacıklarına rastlanmıştır (TRT Haber, 2025).
Bu bulgu, sakız çiğneme süresinin güvenli olup olmadığına dair bir sınır olmayabileceğini göstermektedir. Yani, kısa süreli sakız çiğneme bile mikroplastik maruziyetine neden olabilmektedir. Ancak, çiğneme süresi uzadıkça, tükürüğe salınan toplam mikroplastik miktarının da arttığı düşünülmektedir. Bir saat boyunca çiğnenen bir sakızın 250 binden fazla mikroplastik parçacık bırakabildiği göz önüne alındığında, uzun süreli sakız çiğneme alışkanlığının mikroplastik maruziyetini önemli ölçüde artırabileceği söylenebilir (Karar, 2025).
UCLA araştırmasında da benzer bir ilişki gözlemlenmiştir. Araştırmacılar, çiğneme süresinin uzamasıyla birlikte tükürüğe salınan mikroplastik miktarının arttığını, ancak bu artışın doğrusal olmadığını belirtmişlerdir. İlk çiğneme dakikalarında daha yüksek miktarda mikroplastik salınırken, zamanla bu miktarın azaldığı, ancak tamamen sıfırlanmadığı gözlemlenmiştir (Fizikist, 2025).
Bu bulgular, sakız çiğneme alışkanlıklarımızı gözden geçirmemiz gerektiğini göstermektedir. Özellikle uzun süreli sakız çiğneme alışkanlığı olan kişilerin, mikroplastik maruziyeti açısından daha yüksek risk altında olabileceği düşünülmektedir. Bilim insanları, bu tür parçacıkların insan sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkilerinin henüz tam olarak bilinmediğini vurgulamakta, ancak ihtiyatlı bir yaklaşımın benimsenmesini önermektedir (Ethicwater, 2025).
Mikroplastiklerin İnsan Sağlığına Potansiyel Etkileri
Mikroplastiklerin Vücuda Giriş Yolları
Mikroplastikler insan vücuduna çeşitli yollarla girebilmektedir. En yaygın giriş yolları arasında sindirim (gıda ve içecekler yoluyla), solunum (havadaki mikroplastik partikülleri) ve deri teması (kozmetik ürünler ve sentetik giysiler) bulunmaktadır. Sakız çiğneme, sindirim yoluyla mikroplastik alımına neden olan önemli bir kaynak olarak karşımıza çıkmaktadır. Queen’s Üniversitesi Belfast’ta yapılan araştırma, sakız çiğneme sırasında tükürüğe karışan mikroplastiklerin yutulma riskini ortaya koymuştur (Queen’s University Belfast, 2025).
Türkiye Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2024 yılında yayımladığı bilimsel görüşe göre, insanların oral, solunum ve deri yolu ile mikroplastiklere maruz kalması, potansiyel sağlık risklerinin meydana gelmesine neden olabilmektedir. Özellikle gıdalar ve içme suyu yoluyla alınan mikroplastikler, sindirim sisteminde birikebilmekte ve buradan kan dolaşımına geçerek vücudun farklı organlarına ulaşabilmektedir (Tarım ve Orman Bakanlığı, 2024).
Son yıllarda yapılan araştırmalar, mikroplastiklerin insan vücudunda beklenenden daha yaygın olduğunu göstermektedir. 2022 yılında yapılan bir çalışmada, ilk kez insan kanında mikroplastik varlığı tespit edilmiştir. Araştırmacılar, test edilen 22 sağlıklı yetişkinin 17’sinin kanında mikroplastik bulunduğunu bildirmiştir (BBC Türkçe, 2022). Bu bulgu, mikroplastiklerin kan dolaşımı yoluyla vücudun farklı bölgelerine taşınabileceğini göstermesi açısından önemlidir.
Sindirim Sistemi, Akciğerler ve Üreme Sistemine Olası Etkileri
Mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki potansiyel etkileri, vücutta biriktiği organlara göre farklılık gösterebilmektedir. Sindirim sistemi, mikroplastiklerin en çok etkilediği sistemlerden biridir. Yapılan araştırmalar, mikroplastiklerin bağırsak mikrobiyotasını bozabileceğini, bağırsak duvarında inflamasyona neden olabileceğini ve bağırsak geçirgenliğini artırabileceğini göstermektedir. Bu değişiklikler, sindirim bozuklukları, kronik inflamasyon ve hatta bağırsak kanseri riskinde artışa neden olabilir (TÜBİTAK, 2023).
Solunum yoluyla alınan mikroplastikler, akciğerlerde birikebilmekte ve solunum sistemi hastalıklarına yol açabilmektedir. Araştırmacılar, havadaki mikroplastik partiküllerin astım, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ve akciğer kanseri gibi hastalıkların gelişimine katkıda bulunabileceğini düşünmektedir. Özellikle nanoplastikler, küçük boyutları nedeniyle akciğer dokusuna daha derinlemesine nüfuz edebilmekte ve daha ciddi hasarlara neden olabilmektedir (Memorial, 2025).
Üreme sistemi de mikroplastiklerin potansiyel hedeflerinden biridir. Yapılan çalışmalar, bazı mikroplastiklerin endokrin bozucu özellikler gösterebileceğini ve üreme hormonlarının dengesini bozabileceğini ortaya koymuştur. Bu durum, doğurganlık sorunları, hormonal dengesizlikler ve üreme sistemi kanserlerinde artışa neden olabilir. Ayrıca, hamilelik döneminde maruz kalınan mikroplastiklerin plasenta bariyerini geçerek fetüse ulaşabildiği ve fetal gelişimi etkileyebildiği bildirilmiştir (Dergipark, 2020).
Mikroplastiklerin Beyin ve Diğer Organlarda Birikimi
Son yıllarda yapılan araştırmalar, mikroplastiklerin kan-beyin bariyerini geçerek beyin dokusunda birikebileceğini göstermiştir. 2025 yılında yayımlanan bir çalışma, insan beynindeki mikroplastik seviyesinin hızla arttığını ortaya koymuştur. Araştırmacılar, demans hastası olan kişilerin beyin örneklerinde mikroplastik yoğunluğunun yaklaşık altı kat daha fazla olduğunu tespit etmiştir. Bu bulgu, mikroplastik birikimi ile nörodejeneratif hastalıklar arasında bir ilişki olabileceğini düşündürmektedir (Euronews, 2025).
Mikroplastikler, beynin yanı sıra karaciğer, böbrek ve dalak gibi diğer organlarda da birikebilmektedir. ABD’de yayınlanan yeni bir çalışma, beyindeki plastik madde birikiminin karaciğer veya böbrekten daha yüksek, plasenta ve testisler içinse daha düşük olduğunu göstermiştir (Voice of America Türkçe, 2025). Bu durum, mikroplastiklerin vücutta seçici olarak birikebileceğini ve farklı organlarda farklı konsantrasyonlarda bulunabileceğini göstermektedir.
Mikroplastiklerin organlarda birikmesi, oksidatif stres, inflamasyon ve hücre hasarı gibi çeşitli zararlı etkilere neden olabilmektedir. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın bilimsel görüşüne göre, insanlar nano- ve mikroplastiklere maruz kaldıktan sonra oksidatif stresin oluşabileceği, sitotoksik ve nörotoksik etkilerin görülebileceği bildirilmiştir (Tarım ve Orman Bakanlığı, 2024). Bu etkiler, uzun vadede kronik hastalıkların gelişimine katkıda bulunabilir.
Uzun Vadeli Sağlık Riskleri ve Bilimsel Belirsizlikler
Mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkileri henüz tam olarak anlaşılamamıştır. Bu konudaki bilimsel araştırmalar nispeten yeni olup, uzun süreli maruziyetin sonuçlarını değerlendirmek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Bununla birlikte, mevcut araştırmalar, mikroplastiklerin potansiyel olarak ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini düşündürmektedir.
Mikroplastiklerin sağlık üzerindeki etkilerini değerlendirmeyi zorlaştıran faktörlerden biri, bu parçacıkların çeşitliliğidir. Mikroplastikler, farklı boyutlarda, şekillerde ve kimyasal bileşimlerde olabilmektedir. Ayrıca, üretim sürecinde eklenen katkı maddeleri ve çevrede maruz kaldıkları kirleticiler de toksisitelerini etkileyebilmektedir. Bu nedenle, tüm mikroplastiklerin aynı sağlık etkilerine sahip olduğunu söylemek yanıltıcı olabilir (Dergipark, 2020).
Bilim insanları, mikroplastiklerin sağlık etkilerini değerlendirirken ihtiyatlı bir yaklaşım benimsenmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Queen’s Üniversitesi araştırmasına katılan Udit Pant, “Bu partiküllerin insan vücudu üzerindeki uzun vadeli etkileri bilinmediği için bu durum endişe vericidir” demiştir (Karar, 2025). Benzer şekilde, UCLA araştırmasının baş araştırmacısı Sanjay Mohanty, mikroplastiklerin insan sağlığına zararlı olduğunu doğrudan gösteren hiçbir kanıt olmadığını, ancak bu konunun daha fazla araştırılması gerektiğini belirtmiştir (Fizikist, 2025).
Avustralya’nın RMIT Üniversitesi’nde kimya profesörü olan Oliver Jones, nispeten az sayıdaki mikroplastiklerin yutulması halinde “muhtemelen hiçbir etki yaratmadan doğrudan içinizden geçeceğini” söylemiştir. Jones, “Henüz sakız çiğnemeyi bırakmanız gerektiğini düşünmüyorum” diyerek, panik yapmak yerine daha fazla araştırma yapılması gerektiğini vurgulamıştır (Fizikist, 2025). Bu görüş, mikroplastiklerin sağlık etkileri konusundaki bilimsel belirsizliği yansıtmaktadır.
Sonuç olarak, mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki potansiyel etkileri konusunda daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Bununla birlikte, ihtiyatlı bir yaklaşım benimseyerek, mikroplastik maruziyetini mümkün olduğunca azaltmak, sağlığımızı korumak için akıllıca bir strateji olabilir.
Mikroplastik Maruziyetini Azaltma Yöntemleri
Doğal İçerikli Sakız Alternatifleri
Mikroplastik maruziyetini azaltmanın en etkili yollarından biri, doğal içerikli sakız alternatiflerini tercih etmektir. Geleneksel sakızların aksine, tamamen bitkisel bazlı sakızlar, petrol türevi polimerler yerine ağaç reçineleri veya bitkisel özler kullanılarak üretilmektedir. Bu tür sakızlar genellikle “organik”, “doğal” veya “plastik içermeyen” etiketleriyle pazarlanmaktadır (Ethicwater, 2025).
Doğal sakız alternatifleri arasında chicle bazlı sakızlar öne çıkmaktadır. Chicle, Sapodilla ağacının özsuyu olup, geleneksel Maya ve Aztek sakızlarının ana bileşenidir. Bu tür sakızlar, biyolojik olarak parçalanabilir olmaları ve sentetik polimerlere göre daha az çevresel etki yaratmaları nedeniyle tercih edilebilir. Ancak, UCLA’da yapılan araştırmada, doğal etiketli sakızlarda da mikroplastik varlığı tespit edildiği için, tüketicilerin bu ürünleri seçerken dikkatli olmaları ve üreticilerin şeffaflığını sorgulamaları önerilmektedir (Fizikist, 2025).
Türkiye pazarında da doğal içerikli sakız alternatifleri bulunmaktadır. Bu ürünler genellikle özel organik gıda mağazalarında veya internet üzerinden satılmaktadır. Tüketiciler, ürün etiketlerini dikkatlice inceleyerek, içerik listesinde “sakız bazı” yerine spesifik doğal bileşenlerin (örneğin, chicle, jelutong, sorva gibi) belirtildiği ürünleri tercih edebilirler. Ayrıca, ambalajsız veya biyobozunur ambalajlı ürünler, mikroplastik kontaminasyonu riskini azaltabilir (Ethicwater, 2025).
Sakız Çiğneme Alışkanlıklarının Değiştirilmesi
Sakız çiğneme alışkanlıklarının değiştirilmesi, mikroplastik maruziyetini azaltmanın bir diğer yoludur. Queen’s Üniversitesi Belfast’ta yapılan araştırma, çiğneme süresinin uzamasıyla birlikte tükürüğe salınan mikroplastik miktarının arttığını göstermiştir. Bu nedenle, sakız çiğneme süresini kısaltmak, mikroplastik maruziyetini azaltabilir (Queen’s University Belfast, 2025).
Uzmanlar, sakız çiğneme sıklığını azaltmanın da önemli olduğunu vurgulamaktadır. Amerikan Şekerlemeciler Birliği’nin verilerine göre, ortalama bir insan yılda yaklaşık 160-180 adet sakız tüketmektedir. Bu miktarı azaltmak, yıllık mikroplastik maruziyetini önemli ölçüde düşürebilir. Örneğin, UCLA araştırmasına göre, yılda yaklaşık 180 adet sakız çiğneyen kişilerin kabaca 30.000 mikroplastik yutabileceği tahmin edilmektedir (Fizikist, 2025).
Sakız çiğneme yerine alternatif nefes tazeleyici yöntemler kullanmak da bir seçenek olabilir. Nane şekerleri, nane yağı damlaları veya doğal ağız spreyleri gibi alternatifler, nefes tazeleme ihtiyacını karşılarken mikroplastik maruziyeti riskini azaltabilir. Ayrıca, düzenli diş fırçalama ve diş ipi kullanımı gibi iyi ağız hijyeni uygulamaları, nefes tazeleme ihtiyacını azaltabilir (Ethicwater, 2025).
Diğer Günlük Ürünlerdeki Mikroplastik Maruziyetini Azaltma
Sakızların yanı sıra, günlük hayatta kullandığımız birçok ürün de mikroplastik içerebilmektedir. Bu nedenle, genel mikroplastik maruziyetini azaltmak için kapsamlı bir yaklaşım benimsemek önemlidir. Şişelenmiş su yerine filtreli musluk suyu tercih etmek, mikroplastik maruziyetini önemli ölçüde azaltabilir. Araştırmalar, plastik şişedeki bir litre suyun ortalama 240.000 mikroplastik içerdiğini tahmin etmektedir (Fizikist, 2025).
Plastik gıda ambalajlarını mümkün olduğunca azaltmak ve cam, paslanmaz çelik veya seramik gibi alternatif malzemelerden yapılmış kapları tercih etmek de mikroplastik maruziyetini azaltabilir. Özellikle sıcak yiyecek ve içecekler için plastik kaplar kullanmaktan kaçınmak önemlidir, çünkü ısı plastikten kimyasal ve mikroplastik salınımını artırabilir (Memorial, 2025).
Kozmetik ve kişisel bakım ürünlerinde mikroplastik içeren ürünlerden kaçınmak da önemlidir. Mikro boncuk içeren peeling ürünleri, diş macunları ve bazı makyaj ürünleri mikroplastik içerebilmektedir. Ürün etiketlerinde “polyethylene” (PE), “polypropylene” (PP), “polyethylene terephthalate” (PET) gibi bileşenlerin bulunduğu ürünlerden kaçınmak, mikroplastik maruziyetini azaltabilir (TÜBİTAK, 2023).
Sentetik kumaşlardan yapılmış giysiler de mikroplastik kaynağı olabilmektedir. Polyester, naylon ve akrilik gibi sentetik kumaşlar, yıkama sırasında mikrofiber salabilmektedir. Doğal kumaşlardan (pamuk, keten, yün gibi) yapılmış giysiler tercih etmek veya sentetik giysileri yıkarken mikrofiber tutucu filtreler kullanmak, çevreye salınan mikroplastik miktarını azaltabilir (Tarım ve Orman Bakanlığı, 2024).
Tüketici Bilinci ve Etiket Okuma Önemi
Mikroplastik maruziyetini azaltmanın en önemli yollarından biri, bilinçli bir tüketici olmaktır. Ürün etiketlerini dikkatlice okumak ve içerik listesinde şüpheli bileşenleri tespit etmek, mikroplastik içeren ürünlerden kaçınmaya yardımcı olabilir. Ancak, sakız gibi ürünlerde içerik listesi genellikle şeffaf değildir ve “sakız bazı” gibi genel terimler kullanılmaktadır. Bu durumda, üreticilere doğrudan soru sormak veya şeffaflık politikası olan markaları tercih etmek bir çözüm olabilir (Ethicwater, 2025).
Tüketici bilincini artırmak için, mikroplastikler ve potansiyel sağlık etkileri hakkında daha fazla bilgi edinmek önemlidir. Bilimsel araştırmaları takip etmek, güvenilir kaynaklardan bilgi almak ve bu bilgileri çevrenizdeki insanlarla paylaşmak, toplumsal farkındalığı artırabilir. Ayrıca, mikroplastik kirliliğini azaltmaya yönelik politikaları desteklemek ve sürdürülebilir tüketim alışkanlıklarını benimsemek, bireysel ve toplumsal düzeyde olumlu değişimlere katkıda bulunabilir (TÜBİTAK, 2023).
Tüketici dernekleri ve çevre örgütleri, mikroplastik içeren ürünleri tespit etmek ve alternatiflerini önermek için çeşitli kaynaklar sunmaktadır. Bu kaynakları kullanmak, bilinçli tüketim kararları vermek için yardımcı olabilir. Ayrıca, sosyal medya ve internet platformları aracılığıyla mikroplastik farkındalığını artırmak ve sürdürülebilir alternatifler hakkında bilgi paylaşmak, toplumsal değişime katkıda bulunabilir (Dergipark, 2020).
Sonuç olarak, mikroplastik maruziyetini azaltmak için bütüncül bir yaklaşım benimsemek önemlidir. Doğal içerikli sakız alternatifleri tercih etmek, sakız çiğneme alışkanlıklarını değiştirmek, diğer günlük ürünlerdeki mikroplastik maruziyetini azaltmak ve tüketici bilincini artırmak, bu konuda atılabilecek adımlar arasındadır. Bireysel çabalar, toplumsal farkındalık ve politika değişiklikleriyle birleştiğinde, mikroplastik kirliliğiyle mücadelede önemli ilerlemeler kaydedilebilir.
Sonuç ve Gelecek Perspektifi
Araştırma Bulgularının Özeti ve Ana Çıkarımlar
Bu makalede, sakız çiğneme sırasında maruz kaldığımız mikroplastikler konusunda kapsamlı bir inceleme sunduk. Queen’s Üniversitesi Belfast’ta yapılan ve Journal of Hazardous Materials dergisinde yayımlanan araştırma, bir saat boyunca çiğnenen bir sakızın insan tükürüğünde 250 binden fazla mikroplastik parçacık bırakabildiğini ortaya koymuştur (Queen’s University Belfast, 2025). Benzer şekilde, UCLA’da yapılan bir başka araştırma, bir gram sakızın ortalama 100 mikroplastik parça bıraktığını, bazı sakızların ise 600’den fazla parça bıraktığını tespit etmiştir (Fizikist, 2025). Bu bulgular, sakız çiğnemenin, günlük hayatta farkında olmadan mikroplastiklere maruz kalmamıza neden olan önemli bir kaynak olduğunu göstermektedir.
Araştırmalar, hem sentetik hem de doğal olarak pazarlanan sakızlarda mikroplastik varlığını tespit etmiştir. Bu durum, tüketicilerin “doğal” etiketli ürünleri tercih ederken bile mikroplastik maruziyetinden tamamen kaçınamayabileceğini göstermektedir. Sakız ambalajlarında içeriklerin şeffaf bir şekilde belirtilmemesi, tüketicilerin bilinçli tercihler yapabilmesini zorlaştırmaktadır (Ethicwater, 2025).
Mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki potansiyel etkileri konusunda endişeler bulunmaktadır. Araştırmalar, mikroplastiklerin sindirim sistemi, akciğerler, üreme sistemi ve beyin gibi çeşitli organlarda birikebileceğini ve oksidatif stres, inflamasyon ve hücre hasarı gibi zararlı etkilere neden olabileceğini göstermektedir (Tarım ve Orman Bakanlığı, 2024). Bununla birlikte, mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki uzun vadeli etkileri henüz tam olarak anlaşılamamıştır ve bu konuda daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır.
Mikroplastik maruziyetini azaltmak için çeşitli stratejiler mevcuttur. Doğal içerikli sakız alternatifleri tercih etmek, sakız çiğneme süresini ve sıklığını azaltmak, diğer günlük ürünlerdeki mikroplastik maruziyetini azaltmak ve tüketici bilincini artırmak, bu konuda atılabilecek adımlar arasındadır. Bireysel çabalar, toplumsal farkındalık ve politika değişiklikleriyle birleştiğinde, mikroplastik kirliliğiyle mücadelede önemli ilerlemeler kaydedilebilir.
Mikroplastik Kirliliğiyle Mücadelede Bireysel ve Toplumsal Sorumluluklar
Mikroplastik kirliliğiyle mücadele, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde sorumluluk gerektiren küresel bir sorundur. Bireysel düzeyde, bilinçli tüketim alışkanlıkları geliştirmek, plastik kullanımını azaltmak ve geri dönüşüme önem vermek, mikroplastik kirliliğini azaltmaya katkıda bulunabilir. Sakız gibi ürünlerde, içerik listesini dikkatlice incelemek, doğal alternatifleri tercih etmek ve kullanım sıklığını azaltmak, mikroplastik maruziyetini sınırlandırabilir (Ethicwater, 2025).
Toplumsal düzeyde, mikroplastik kirliliğiyle mücadele için daha kapsamlı politikalara ve düzenlemelere ihtiyaç vardır. Gıda etiketlerinde daha fazla şeffaflık, mikroplastik içeren ürünlerin üretiminin ve kullanımının sınırlandırılması, plastik atık yönetiminin iyileştirilmesi ve çevre dostu alternatiflerin teşvik edilmesi, bu konuda atılabilecek adımlar arasındadır. Türkiye’de de mikroplastik kirliliğiyle mücadele için daha fazla araştırma ve politika geliştirme çalışmalarına ihtiyaç duyulmaktadır (Tarım ve Orman Bakanlığı, 2024).
Eğitim ve farkındalık çalışmaları da mikroplastik kirliliğiyle mücadelede önemli bir rol oynamaktadır. Okullarda, medyada ve toplumun her kesiminde mikroplastikler ve potansiyel sağlık etkileri hakkında bilgilendirme yapılması, toplumsal farkındalığı artırabilir. Tüketici dernekleri, çevre örgütleri ve bilim insanları, bu konuda öncü rol üstlenerek, kamuoyunu bilgilendirme ve politika yapıcıları etkileme sorumluluğuna sahiptir (TÜBİTAK, 2023).
Gelecekteki Araştırma İhtiyaçları ve Yönelimleri
Mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki etkileri konusunda daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Özellikle uzun vadeli maruziyet sonuçlarını değerlendirmek, farklı mikroplastik türlerinin toksisitesini belirlemek ve risk değerlendirmesi yapmak için daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Ayrıca, mikroplastiklerin besin zinciri yoluyla biyobirikimi ve ekolojik etkileri konusunda da daha fazla araştırma yapılmalıdır (Dergipark, 2020).
Sakız özelinde, farklı sakız türlerinin mikroplastik salınım potansiyelini karşılaştıran, çiğneme süresi ve mikroplastik salınımı arasındaki ilişkiyi daha detaylı inceleyen ve tükürükteki mikroplastiklerin sindirim sistemi yoluyla vücuda girişini değerlendiren çalışmalara ihtiyaç vardır. Ayrıca, doğal sakız alternatiflerinin gerçekten mikroplastik içerip içermediğini ve içeriyorsa bunun kaynağını belirleyen araştırmalar da önemlidir (Queen’s University Belfast, 2025).
Teknolojik gelişmeler, mikroplastik tespiti ve analizi konusunda yeni imkanlar sunmaktadır. Queen’s Üniversitesi araştırmasında kullanılan “otomatik Raman spektroskopisi” gibi yenilikçi teknikler, mikroplastik ve nanoplastik tespitinde daha hassas ve etkili sonuçlar elde edilmesini sağlamaktadır. Gelecekte, bu tür tekniklerin daha da geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması, mikroplastik araştırmalarına önemli katkılar sağlayabilir (TRT Haber, 2025).
Sürdürülebilir Alternatifler ve Çözüm Önerileri
Mikroplastik kirliliğiyle mücadelede sürdürülebilir alternatifler ve çözüm önerileri geliştirmek büyük önem taşımaktadır. Sakız endüstrisi özelinde, tamamen biyobozunur ve doğal malzemelerden üretilen sakız alternatifleri geliştirmek, mikroplastik salınımını azaltabilir. Geleneksel chicle bazlı sakızlar veya yeni nesil bitkisel polimerlerden üretilen sakızlar, bu konuda umut verici alternatifler sunmaktadır (Ethicwater, 2025).
Ambalaj endüstrisinde de sürdürülebilir alternatifler geliştirmek önemlidir. Biyobozunur ambalaj malzemeleri, geri dönüştürülebilir kağıt ambalajlar veya yenilebilir ambalajlar, plastik kirliliğini azaltmaya katkıda bulunabilir. Ayrıca, ambalajsız ürün satışı veya yeniden doldurulabilir ambalaj sistemleri gibi yenilikçi yaklaşımlar da teşvik edilmelidir (Tarım ve Orman Bakanlığı, 2024).
Politika düzeyinde, mikroplastik içeren ürünlerin üretimini ve kullanımını sınırlandıran düzenlemeler, plastik atık yönetimini iyileştiren politikalar ve sürdürülebilir alternatifleri teşvik eden ekonomik teşvikler, mikroplastik kirliliğiyle mücadelede etkili olabilir. Avrupa Birliği’nin tek kullanımlık plastikleri yasaklayan direktifi gibi düzenlemeler, küresel düzeyde yaygınlaştırılabilir ve mikroplastik içeren ürünleri de kapsayacak şekilde genişletilebilir (TÜBİTAK, 2023).
Sonuç olarak, sakız çiğneme sırasında maruz kaldığımız mikroplastikler, günlük hayatta farkında olmadan karşılaştığımız potansiyel sağlık risklerinden biridir. Bu konuda bilinçlenmek, alternatif ürünleri tercih etmek ve sürdürülebilir tüketim alışkanlıkları geliştirmek, hem bireysel sağlığımız hem de çevre sağlığı açısından önemlidir. Bilimsel araştırmalar, politika değişiklikleri ve toplumsal farkındalık çalışmalarıyla birlikte, mikroplastik kirliliğiyle mücadelede önemli adımlar atılabilir ve gelecek nesillere daha temiz bir dünya bırakılabilir.
Kaynakça
- BBC Türkçe. (2022, Mart 25). Mikroplastik ilk kez insan kanında tespit edildi. https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-60872734
- Dergipark. (2020, Kasım 1). Mikroplastikler: Gıdalarda Bulunuşu ve Sağlık Üzerine Etkileri. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1066177
- Drozdoğan. (2023). Mikroplastikler Her Yerde – İnsan Sağlığı Üzerindeki Etkileri Nelerdir? https://www.drozdogan.com/mikroplastikler-her-yerde-insan-sagligi-uzerindeki-etkileri-nelerdir/
- Ethicwater. (2025, Nisan 1). Sakız Çiğnerken Farkında Olmadan Mikroplastik mi Yutuyoruz? https://www.ethicwater.com.tr/2025/04/01/sakiz-cignerken-farkinda-olmadan-mikroplastik-mi-yutuyoruz/
- Euronews. (2025, Şubat 3). Araştırma: İnsan beynindeki mikroplastik seviyesi hızlıca artıyor. https://tr.euronews.com/saglik/2025/02/03/arastirma-insan-beynindeki-mikroplastik-seviyesi-hizlica-artiyor
- Fizikist. (2025, Mart 27). Araştırmaya Göre Sakız Çiğnemek Ağzınıza Yüzlerce Mikroplastik Bırakıyor. https://www.fizikist.com/arastirmaya-gore-sakiz-cignemek-agziniza-yuzlerce-mikroplastik-birakiyor
- Karar. (2025, Nisan 3). Bir saatten fazla sakız çiğneyenlere şok: Plastiğe maruz kalıyorsunuz! Uzmanlardan bilimsel uyarı. https://www.karar.com/hayat-haberleri/bir-saatten-fazla-sakiz-cigneyenlere-sok-plastige-maruz-kaliyorsunuz-1947369
- Memorial. (2025, Mart 17). Görünmez Tehdit Mikroplastiklere Dikkat. https://www.memorial.com.tr/saglik-rehberi/gorunmez-tehdit-mikroplastiklere-dikkat
- Queen’s University Belfast. (2025, Nisan 3). Stop chewing: New research reveals the shocking number of microplastics in a single piece of gum. https://www.qub.ac.uk/News/Allnews/2025/StopchewingNewresearchrevealstheshockingnumberofmicroplasticsinasinglepieceofgum.html
- Tarım ve Orman Bakanlığı. (2024, Ocak 3). Mikroplastiklerin İnsan ve Çevre Sağlığı Üzerindeki Etkileri Hakkında Bilimsel Görüş. https://www.tarimorman.gov.tr/GKGM/Belgeler/DB_Risk_Degerlendirme/BilimselGorus/Mikroplastikler_Bilimsel_Gorus.pdf
- TRT Haber. (2025, Nisan 3). Sakız çiğnemeyi seviyor musunuz? 250 bin mikroplastik çiğniyor olabilirsiniz. https://www.trthaber.com/haber/saglik/sakiz-cignemeyi-seviyor-musunuz-250-bin-mikroplastik-cigniyor-olabilirsiniz-902770.html
- TÜBİTAK. (2023, Ağustos 27). Mikroplastikler Sağlığımızı Nasıl Etkiliyor? Bilim Genç. https://bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/mikroplastikler-sagligimizi-nasil-etkiliyor
- Voice of America Türkçe. (2025, Şubat 4). “İnsan beynindeki mikroplastik miktarı korkutucu seviyelere ulaştı”. https://www.voaturkce.com/a/insan-beynindeki-mikroplastik-miktari-korkutucu-seviyelere-ulasti/7962739.html
Makaleye Yorum Yaz Rastgele Makale Getir
Makale Arşivi sitesinden daha fazla şey keşfedin
En son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için ücretsiz abone olun.
O zaman doğal sakıza yönelmeliyiz. Tatlandırıcılı sakızlardan uzak durmalıyız.