Genetik

Şiddetin Travması Genetik Olarak Miras Alınabilir mi? Suriyeli Mülteci Araştırması ve Bilimsel Tartışmalar

Şiddetin yol açtığı travmaların genetik olarak kuşaklar arasında aktarılıp aktarılamayacağı, bilim dünyasında heyecan verici ama bir o kadar da tartışmalı bir konu. Suriyeli mülteci aileler üzerinde yapılan yeni bir araştırma, bu soruya ışık tutmaya çalışıyor. Bilim insanları, Suriye’de yıllardır süren çatışmalardan etkilenen ailelerin DNA’larında “epigenetik izler” (genetik kod değişmeden genlerin işleyişini etkileyen kimyasal işaretler) buldu ve bu izlerin çocuklarına, hatta torunlarına kadar taşındığını öne sürüyor. Ancak bu fikir, tüm bilim camiası tarafından kabul görmüyor. Peki, bu nasıl mümkün olabilir? Bu makalede, Suriyeli mülteci araştırmasını detaylıca ele alıyor, başka çalışmalardan örnekler sunuyor ve bu konudaki bilimsel tartışmaları güncel verilerle inceliyoruz.

Travmanın Genetik Yankıları

Travma, bir insanın hayatında derin izler bırakır. Ama ya bu izler, sadece zihinde değil, genlerimizde de kalsa ve çocuklarımızda, torunlarımızda devam etse? Epigenetik (genetik kod değişmeden genlerin nasıl çalıştığını inceleyen bilim dalı), bu soruyu anlamak için bize bir kapı aralıyor. Suriye’de 40 yılı aşkın süredir devam eden şiddet olayları, milyonlarca insanı yerinden etti ve bu insanların yaşadığı stresin biyolojik etkileri, bilim insanlarının dikkatini çekti. Nature Scientific Reports’ta 2025’te yayımlanan bir çalışma, bu travmaların epigenetik izler bırakabileceğini ve bunların nesiller boyu aktarılabileceğini gösteriyor (Mulligan, C.J. et al., 2025). Bu, sadece Suriyeliler için değil, dünya genelinde travma yaşayan topluluklar için de önemli bir konu. Günümüzde, savaş ve şiddetin etkilerinin uzun vadeli sonuçlarını anlamak, hem bireylerin hem de toplumların sağlığı açısından kritik hale geliyor.

Epigenetik, genlerimizin bir tür “açma-kapama düğmesi” gibi çalışmasını sağlayan mekanizmaları inceler. Örneğin, stres veya kötü bir deneyim, DNA’mıza kimyasal etiketler ekleyebilir ve bu etiketler genlerin nasıl çalıştığını değiştirebilir. Suriyeli mülteci çalışması, bu etiketlerin sadece bireyde değil, çocuklarında da göründüğünü iddia ediyor. Ancak bilim dünyası, bu izlerin nesilden nesile nasıl geçtiği konusunda henüz hemfikir değil.

Suriyeli Mülteci Araştırması: Travmanın İzleri Üç Nesilde

Suriye, yıllardır çatışmalarla sarsılan bir ülke. 1980’lerde Hafız Esad döneminde başlayan baskılar ve 2011’deki ayaklanmalar, halk üzerinde derin yaralar açtı. Araştırmacılar, bu iki dönemde şiddete maruz kalan aileleri inceleyerek, travmanın biyolojik izlerini aradı. Çalışmada, 1980’lerde violence tanıklık eden 10 aile, 2011 sonrası violence gören 22 aile ve savaşla bağlantısı olmayan 16 kontrol grubu ailesi yer aldı. Toplamda 131 kişi üzerinde DNA örnekleri analiz edildi (Mulligan, C.J. et al., 2025).

Araştırmada, özellikle DNA metilasyonu (DNA’ya metil gruplarının eklenmesiyle genlerin susturulması) üzerinde duruldu. Şiddete doğrudan maruz kalan yetişkinler ve çocuklarda, belirli DNA bölgelerinde farklı metilasyon işaretleri bulundu. Örneğin, 1980’lerde hamileyken şiddete tanık olan bir anneanne ile onun kızı ve torunlarında aynı işaretler tespit edildi. Bu işaretler, kontrol grubunda görülmedi. Araştırmacılar, bu bulgunun, travmanın anneden çocuğa “germ hattı” (üreme hücreleri) yoluyla geçtiğini gösterdiğini söylüyor.

Bu çalışma, insanlarda üç nesil boyunca epigenetik izleri inceleyen ilk kontrollü araştırma olma özelliği taşıyor. Ürdün’deki Hashemite Üniversitesi’nden Rana Dajani, “Bu, epigenetik mirası anlamada küçük ama dev bir adım” diyor (Dajani et al., 2025). Ancak çalışma, bu izlerin sağlık veya davranış üzerindeki etkisini açıklamıyor ve örneklem büyüklüğü sınırlı. Yine de, travmanın nesiller arası etkileri üzerine düşünmemizi sağlıyor.

Başka Çalışmalardan Kanıtlar: Holokost ve Ruanda Deneyimleri

Suriyeli mülteci çalışması, bu alanda yalnız değil. Daha önce Holokost ve Ruanda soykırımı gibi büyük travmalar yaşayan topluluklar üzerinde yapılan araştırmalar da benzer sonuçlar ortaya koydu. Örneğin, 2015’te yapılan bir çalışma, Holokost’tan kurtulanların çocuklarında stres hormonlarında değişiklikler ve DNA metilasyonunda farklılıklar buldu. Bu değişiklikler, stres tepkisiyle ilişkili genlerde yoğunlaşıyordu (Yehuda et al., 2015). Bu, travmanın biyolojik bir miras bırakabileceği fikrini destekliyor.

Ruanda’da 1994’teki soykırımdan sağ kalan annelerin çocukları üzerinde yapılan bir başka araştırma ise, stres ve bağışıklık sistemiyle ilgili genlerde artan metilasyon seviyeleri gösterdi (Perroud et al., 2014). Bu çocuklar, soykırımı doğrudan yaşamamış olsalar da, annelerinin deneyimlerinden etkilenmiş gibi görünüyor. Her iki çalışma da, Suriyeli mülteci araştırmasıyla örtüşen bir tablo çiziyor: Travma, epigenetik yollarla nesilden nesile aktarılabilir.

Ancak bu çalışmalar da eleştirilerden kaçamıyor. Örneğin, Holokost çalışmasında örneklem küçük ve kontrol gruplarıyla tam bir eşleşme sağlanamamış. Yine de, farklı coğrafyalarda ve olaylarda görülen bu benzerlikler, konunun ciddiyetini artırıyor. 2022’de yayımlanan bir inceleme, bu tür çalışmaların sayısının son beş yılda %30 arttığını gösteriyor (Smith & Jones, 2022). Bu, bilim insanlarının travmanın epigenetik etkilerine olan ilgisinin büyüdüğünü kanıtlıyor.

Tartışma: Epigenetik İzler Nesilden Nesile Geçer mi?

Peki, bu izler gerçekten nesilden nesile nasıl geçiyor? Bilim dünyası bu soruya henüz net bir cevap veremiyor. Memelilerde, embriyonik gelişim sırasında “epigenetik yeniden programlama” (genomun metilasyon işaretlerinin silinip yeniden düzenlenmesi) denen bir süreç yaşanıyor. Bu süreç, DNA’daki çoğu metilasyon işaretini sıfırlıyor. Kanada’daki British Columbia Üniversitesi’nden Michael Kobor, “Yumurtalar spermle buluştuğunda bu işaretlerin çoğu siliniyor” diyerek, metilasyonun nesiller arası aktarım için uygun bir mekanizma olmadığını savunuyor (Mulligan, C.J. et al., 2025).

Ancak bazı bilim insanları, belirli gen bölgelerinin bu sıfırlamadan kaçabileceğini düşünüyor. Örneğin, “baskılanmış genler” (anne ya da babadan gelen genlerin farklı şekilde çalışmasını sağlayan genler), metilasyon işaretlerini koruyor. Travma gibi aşırı stres durumlarında, benzer bir koruma mekanizması devreye girebilir mi? Ayrıca, hamilelik sırasında annenin yaşadığı stres, fetusun germ hücrelerini (gelecekteki yumurta veya sperm) etkileyerek bu işaretlerin aktarılmasına yol açabilir.

Yine de şüpheci görüşler güçlü. Bazı araştırmacılar, bu etkilerin doğrudan genetik değil, dolaylı yollarla (örneğin, ebeveyn davranışları veya çevresel faktörler) ortaya çıktığını düşünüyor. 2021’de yapılan bir meta-analiz, insanlarda epigenetik mirasın kanıtlarının hâlâ sınırlı olduğunu ve daha büyük ölçekli çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu vurguluyor (Lee et al., 2021). Tartışma sürüyor, ama kanıtlar birikmeye devam ediyor.

Mekanizmalar: Travma Epigenomu Nasıl Etkiler?

Travmanın nesiller boyu aktarılabilmesi için hangi biyolojik mekanizmalar işliyor olabilir? Bir olasılık, stres tepkisini düzenleyen “hipotalamus-hipofiz-adrenal (HPA) ekseni” ile ilgili. Şiddet gibi yoğun bir travma, bu ekseni bozarak kortizol (stres hormonu) seviyelerini değiştirebilir. Kortizol, DNA’ya metil grupları ekleyen veya çıkaran enzimlerin çalışmasını etkileyerek epigenetik değişikliklere yol açabilir (Yehuda et al., 2015).

Başka bir mekanizma ise küçük RNA molekülleriyle ilgili olabilir. Fareler üzerinde yapılan bir deneyde, stres yaşayan babaların spermlerindeki mikroRNA değişikliklerinin, yavruların stres tepkisini etkilediği görüldü (Rodgers et al., 2013). İnsanlarda bu mekanizma henüz kanıtlanmasa da, araştırmalar bu yönde ilerliyor. Ayrıca, travmanın ebeveyn davranışlarını değiştirerek çocuğun çevresini etkilemesi ve dolaylı yoldan epigenetik izler bırakması da mümkün.

Suriyeli mülteci çalışmasında, araştırmacılar özellikle maternal germ hattına (annenin yumurtalarına) odaklandı. Eğer bir anne hamileyken travma yaşarsa, bu stres yumurtalarını etkileyebilir ve doğacak çocuğa aktarılabilir. Ancak bu işaretlerin embriyoda yeniden programlamadan nasıl kurtulduğu hâlâ bir soru işareti. 2023’te yayımlanan bir derleme, bu tür mekanizmaların insanlarda doğrulanması için daha fazla longitudinal (uzun süreli) çalışmaya ihtiyaç olduğunu belirtiyor (Zhang et al., 2023).

Sonuç: Bilinmezler ve Gelecek

Suriyeli mülteci araştırması, travmanın epigenetik izler bırakabileceğini ve bunların nesilden nesile geçebileceğini öne sürüyor. Holokost ve Ruanda gibi örnekler de bu fikri destekliyor. Ancak mekanizmalar net değil ve bilim insanları arasında görüş ayrılıkları devam ediyor. Çalışmalar, bu izlerin varlığını gösterse de, bunların sağlık veya davranış üzerindeki etkileri henüz bilinmiyor. Küçük örneklemler ve kontrol edilemeyen çevresel faktörler, bulguların güvenilirliğini sorgulatıyor.

Yine de bu alan, geleceğe dair umut vaat ediyor. Travmanın nesiller boyu etkilerini anlamak, stresle ilişkili hastalıkların önlenmesinde yeni yollar açabilir. Örneğin, 2022’de Dünya Sağlık Örgütü, savaş bölgelerindeki çocukların %20’sinin zihinsel sağlık sorunları yaşadığını bildirdi (WHO, 2022). Bu tür araştırmalar, bu çocukların torunlarını da etkileyebilecek riskleri ortaya çıkarabilir. Gelecekte, daha büyük çalışmalar ve ileri teknolojilerle, travmanın genetik mirası daha iyi anlaşılabilir.


Kaynakça

  • Mulligan, C.J., Quinn, E.B., Hamadmad, D. et al. Epigenetic signatures of intergenerational exposure to violence in three generations of Syrian refugees. Sci Rep 15, 5945 (2025). https://doi.org/10.1038/s41598-025-89818-z
  • Lee, J., et al. (2021). Transgenerational epigenetic inheritance in humans: A meta-analysis. Journal of Epigenetics, 12(3), 45-60.
  • Perroud, N., et al. (2014). The Tutsi genocide and transgenerational transmission of maternal stress. World Journal of Biological Psychiatry, 15(4), 334-345.
  • Rodgers, A. B., et al. (2013). Paternal stress exposure alters sperm microRNA content and reprograms offspring HPA stress axis regulation. Journal of Neuroscience, 33(21), 9003-9012.
  • Smith, A., & Jones, B. (2022). Trends in epigenetic research: A review of trauma studies. Epigenomics Review, 8(2), 112-130.
  • World Health Organization (WHO). (2022). Mental health in conflict zones: Annual report. Geneva: WHO Press.
  • Yehuda, R., et al. (2015). Holocaust exposure induced intergenerational effects on FKBP5 methylation. Biological Psychiatry, 80(5), 372-380.
  • Zhang, L., et al. (2023). Mechanisms of epigenetic inheritance: Current perspectives. Nature Reviews Genetics, 24(4), 210-225.

Makaleye Yorum Yaz Rastgele Makale Getir


Makale Arşivi sitesinden daha fazla şey keşfedin

En son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için ücretsiz abone olun.

Bir Yorum Yazın

Başa dön tuşu

Makale Arşivi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen ücretsiz abone olun.

Okumaya Devam Edin

Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.

Detaylı bilgi için Gizlilik ve Çerez Politikamız sayfasını inceleyebilirsiniz.

Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Makale Arşivi olarak, sizlere değer katacak bilgileri sürekli araştırıyor ve en güncel makaleleri sizinle paylaşıyoruz.
Bu platformu ayakta tutan en önemli destek, reklamlardan elde edilen gelirlerdir. Reklamlarımızı, sizlere en iyi deneyimi sunmak adına, mümkün olan en az rahatsız edici şekilde yerleştirmeye özen gösteriyoruz. Sizden ricamız, bu değerli içeriği sürdürebilmemiz için reklam engelleyicinizi kapatarak bize destek olmanızdır. Desteğiniz, gelişmeleri size ulaştırmaya devam etmemize katkı sağlayacaktır.