İki gündür ne yapacağıma, kafamdaki yapacağım ve yazacağım tümcelere nereden başlayacağıma bir türlü karar veremedim.
Olanları düşünüyorum, kişiyi düşünüyorum; gözümün önünden anılar geçiyor. En az ayda bir kere, neredeyse arayışını; “Ne var ne yok, oralarda neler oluyor, sen nasılsın?” diye başlayan konuşmaların kulaklarımda çınlıyor.
Yakın çevremdeki birçok kişi gibi, benim de, onun da iki derdi vardı: Birisi Antalya, diğeri de Ankara’daki Antalyalılar.
Bu sözler birçok kişi için çok anlamsız ve hamaset gibi gelebilir; ama yaşayanların yaşadıkları hiç de öyle değildir.
Bugün için nedir bilemem ama on, on beş, yirmi yıl önceleri bir Antalyalı, Antalya dışına çok nadir olarak savrulur, giderdi. Genelde iş, memuriyet, askerlik gibi gerekçelerle olurken; hanımlar için ise evlilik sebebiyle olurdu.
Hey gidi günler, hey!..
Hani Orhan Veli, “Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaf’taki memuriyetimden
… …”
derdi ya dizelerinde; bizim Ankara yaşamı da böyle güzel havalarda başladı, “Evkaf’taki memuriyetlerimiz”.
Daha önce de sözcükler zor diziliyordu; Ankara’daki bir Erol Öcal gibi, kendini memleketine, Antalyasına adamış arkadaş, dost ve ağabeylerden söz ederken.
Bugün de sıra sana mı gelmeliydi be sevgili ağabeyim Süleyman Sarıkaya!..
Onu ilk, Sağlık Bakanlığının bir binasında üst düzey yönetici olarak tanımıştım. Hem de Antalyalılar Derneği Başkanıydı. Sonra Çocuk Esirgeme Kurumu üst düzey yöneticiliği, Başbakanlık müşavirliği derken; siyasi yaşamın hep içindeydi ama bu kez Antalya’dan milletvekili adaylıkları başlıyordu.
O yıllar, her milletvekili seçiminde bir şekilde memuriyetten istifa ve milletvekili aday adaylığı, adaylığı süreçleri…
Her nedense o, bütün Antalyalının derdini, tasasını Ankara’da üstlenir, sorunu çözerdi; ama nedense Antalyalıların, Ankara’da kendilerinin, çoluk çocuklarının derdini çözen bu hemşerilerinin, yine kendi dertlerinin çözümüne derman olacak bu emeklerine sessiz kalmalarını anlamak mümkün değildi.
Gencecik yaşında Antalya, Antalyalı ve Antalya siyaseti için emek verip; karşısında beklediğini göremeyince genç yaşında kahrından ölen kaç Antalyalıyı sayayım ki!..
Bunları düşündükten sonra, bu kez de aklıma şu dizeler geldi:
“Bir insan ömrünü neye vermeli
Harcanıp gidiyor ömür dediğin
Yolda kalan da bir, yürüyen de bir



