Tarih

Dünyanın İlk Denizaltısı: Tahtelbahir

1719 yılında Sultan 3. Ahmed Han, şehzadelerine ve 5000 fakir çocuğa sünnet düğünü yapıyor.  Sünnet düğünü  tam 15 gün, 15 gece sürüyor.

Sünnet düğünün 13. günü, tersanelerin baş mimari İbrahim Efendi, Tahtelbahir adını verdiği Dünya’nın ilk denizaltını görücüye çıkarıyor, şehzadelerin sünnet düğünü olduğu için denizde bir sürü gösteri yaparken, birden denizden, timsaha benzer ama ondan kat be kat büyük bir canavar çıkıyor, ağzını açıp kapatıyor, sağa sola doğru hareket ediyormuş. İnsanlar korkmuş kaçışmaya başlamışlar. Timsah Aynalıkavak Kasrı’na kadar devam etmiş. Padişah ve vezirler çok heyecanlanmışlar. İyice yaklaşınca anlamışlar ki bu bir timsah değil, denizin altında gidebilen bir gemi.

Mimarbaşı İbrâhim Efendi’nin Timsah Suretindeki İlk “Denizaltı”sı:
Seyyid Vehbî’nin Sûrnâme-i Hümâyûn’unda zikrettiğine göre; Sultan Üçüncü Ahmed’in 1719 yılında, şehzâdeleri için tertip ettirdiği sünnet şenliklerinin on dördüncü gününde göze çarpan acaip işlerin en büyüğü, Mimarbaşı İbrâhim Efendi’nin Timsah bizzat kendi eliyle inşa ettiği “Timsah sureti idi.” Mimarbaşı’nın icat ettiği bu balığın “gâh timsah “nakşına bire bir benzeyen dış görüntüsü iri cüssesi; organlarının ve kıvrımlarının gerçek bir timsahmış gibi hareket edip yürümesi onu seyredenleri hayrete sürüklüyordu.

İlginizi Çekebilir

Dünyanın timsah suretindeki bu ilk denizaltısı kimi zaman deryanın derinliklerine dalıyor, kimi zaman denizin üzerinde “zuhur” ediyordu. Kimi zaman ortaya çıkıyor, kimi zaman gözden kayboluyordu. Bu şekilde aheste aheste, sahil sarayı karargâhında oturan cihan “Padişahının huzuruna kadar geldi, yarım saat miktarı hareketine devam ederek denizin altında uzun bir mesafe katetti. Denizaltının bu şaşırtıcı hâli, hayret dolu bakışlarla kendisini seyreden halkın şaşkınlığına şaşkınlık katıp, onları daha büyük bir hayranlığa sevk etti.

Denizin üzerinde yüzmeye devam eden timsah, sahil Sarayı’nın önüne iyice yaklaşıp, Padişah’ın huzurunda tekrar deryaya daldı ve balık battı”, ancak bu kez tamamen gözden kaybolup uzun müddet ortaya çıkmadı. İstanbul ahalisi olup-bitenlere bir türlü inanamamıştı.

Marmara Denizi’nin derin sularına dalan timsah tekrar suyun üstüne çıkınca, içinden çıkan rakkaslar önce ellerini çırparak raks etmeye başladılar. Sonra deryanın bir ayağında timsahla birlikte yeniden gözden kayboldular. “Bu hâlet bir saat kadar müddete varır oldukda, denizaltı bütün ihtişâmıyla bir kez daha ortaya çıktı ve deniz yüzünde kıvrak hareketler yapmaya başladı. Nihâyetinde bir gemi gibi derya kenarına demir attı ve ağzından beş nefer çıkıp gösteriyi tamamladı.

Meğer İbrâhim Efendi dış yüzünü balık resminde bezediği denizaltının kayık biçimindeki zeminini katranla su geçirmez hâle getirmiş, ortasında açtığı küçük pencereleri, su almasını önlemek için çadır suretinde ikame etmiş; bu cezbedici gövdeye bağlı, gerektiğinde gövdenin suyun içine batıp-çıkmasını sağlayacak, ağırlık çekici birtakım âletler icat etmişti.

Bu denizaltını inşa ederken derya altına gövdeyi birdenbire dışarı fırlatacak araçlar “âmâde eyleyüb”, bunları vakti geldiğinde kullanılmaya hazır hâle getirmiş.

 Dış tarafına ise, su altında nefes almış “olmağiçün, beş-on kadar yilpâzeyi” anımsatan, “ucları sudan bâlâda (yukarıda)” aspiratöre benzer bir iç havalandırma sistemi eklemişti. Mimarbaşı bu sistemin gövde üstünde çirkin durmaması gerektiğini düşünerek, sistemin dışa sarkan uçlarını da gövde üzerine konmuş kuşlar suretinde imal etmişti. Denizaltının bir tarafına da “içinde iş görmiş, güya deryada mutbah” vazîfesi görecek, yemekler “kaynadub pilâv ve zerde pişürecek bir bölüm ilâve etmişti. Nitekim gösterinin sonunda, İbrâhim Efendi’nin yardımcıları timsahın ağzından birer birer çıkarken, suyun altında pişirdikleri bu “pilâv ve zerdeyi tablalar içinde halka ikram edeceklerdi!..

Yazar Hakkında

_________________________________________

Bir Yorum Yazın

İlginizi Çekebilir

Başa dön tuşu