Uluslararası İlişkiler

Türkiye’nin Büyük Güçlerin Olduğu Kurtlar Sofrasında Kendine Yer Edinme Çabasının Tezahürü Ve Türk Diplomasisinin Demirbaşı: Afrika

Türkiye, Afrika ile ilgilenen en büyük güç değil. Ekonomik angajmanı, silah satışları ve dış yardımları, büyük güçlerden bir veya daha fazlasının yanında gölgede kalıyor. Kıtada ABD, Çin, Rusya veya AB’den daha mütevazı bir varlığa sahip olması, Ankara’nın temel ilgi alanlarına derinlemesine yatırım yapabileceği anlamına geliyor. Rusya’ya karşı tarihi bir düşmanlığı ve Afrika’da sömürgecilik geçmişi olan ülkelerin patronu olduğu NATO’nun bir üyesi olmasına rağmen Ankara, kendisini, STK’larını ve yüklenicilerini rakiplerine kıyasla tarafsız bir aktör olarak konumlandırıyor. Bazı ülkeler, ABD veya AB’den gelebilecek tepkilerden korktukları için Rusya veya Çin ile iş yapmaktan endişe ederken, Türkiye ile ilişkiler bu ülkelere genellikle ABD veya AB’nin kızmayacağı, yumuşak güç diplomasisiyle bir denge unsuru olarak güvenlik ve ekonomik faydalar sağlıyor. Türkiye’nin Afrika’daki artan nüfuzu, Rusya’nın diplomasi kullanımına benzemesine rağmen Rusya’nın aksine Türkiye çok önemli bir avantaj sunuyor. Türkiye’nin siyasi duruşu, Afrika devletlerinin büyük güçlerle ittifak kurmak zorunda kalmadan modern silahlara sahip olmalarını sağlıyor. Bu, ulusal egemenliklerini koruyarak Türkiye’yi büyük güçlerin oyununda “üçüncü yol” haline getiriyor. Benzer bir tablo Orta Asya’daki Türk cumhuriyetleri adına da geçerli. Zira Orta Asya’daki Türk cumhuriyetleri, ABD ve AB ile ilişkileri geliştireyim derken şimşeklerini çekmekten imtina ettikleri ve büyük ölçekte bağımlı oldukları iki büyük Avrasya devi Rusya ve Çin’i kızdırmadan Türkiye ile ilişkilerini geliştiriyor.

Peki, Türkiye Afrika’daki ortaklıklarından ne bekliyor?

Büyük güçlerin aksine tam bağımsız ve bağlantısız bir dış politika bağlamında Afrika’yı küresel siyasi ve ekonomik angajmanının temel bir parçası olarak gören Türkiye, BM’deki diplomatik desteğini genişleterek ve avantajlı ekonomik ticaret anlaşmaları müzakere ederek bu tür yeni ilişkilerden faydalanabilir. Türkiye, ekonomik ve siyasi nüfuzunu artırmak için projelerini genellikle güvenlik ve kaynak koruma faaliyetleri veya silah satışları yoluyla askeri unsurlarla birleştiriyor.

Ama elbette ki Türkiye’nin Afrika’da nüfuz kurma çabası yalnızca güvenlik ve silah satışına bağlı değil.

Başka alanlar üzerinden de Afrika’daki nüfuz kurup genişletme çabasında olan Türkiye 1998 yılında Afrika Açılım Eylem Planı’nı ortaya koysa da ilişkiler 2000’li yılların başından itibaren önemli bir dönüşüme uğradı. Fakat asıl hareketlilik; ‘Afrika’ya Açılım Eylem Planı’ kapsamında 2003 yılı başında ‘Afrika Ülkeleriyle Ekonomik İlişkilerin Geliştirilmesi Stratejisi’ başlığı ile başladı. Bu bağlamda Ankara, 2005’i “Afrika Yılı” ilan etti ve Afrika ülkeleriyle ilişkilerini geliştirmek için önemli adımlar attı. Oluşturulan Afrika’ya Açılım Eylem Planı ile;

•Afrika ülkeleri ile Türkiye arasında yüksek düzeyli ziyaretlerin gerçekleştirilmesi,

•Çeşitli uluslararası örgütler içinde kıta devletleri ile temasların artırılması,

•İnsani yardımların yapılması,

•Afrika’daki diplomatik temsilciliklerin sayısının artırılması,

•Ekonomik, teknik-bilimsel ve ticari işbirliği anlaşmalarının imzalanması,

•Karşılıklı ticaret alanlarının ve faaliyetlerinin geliştirilmesi gibi ana başlıklar altında çalışmalar yapılması kabul edildi.

Bu yıllarda, Türkiye-Afrika İşbirliği Zirveleri düzenlendi ve Afrika ülkeleriyle çeşitli anlaşmalar imzalandı. 2008’de İstanbul’da düzenlenen Birinci Türkiye-Afrika İşbirliği Zirvesi, Türkiye’nin Afrika ile ilişkilerinde bir dönüm noktası oldu.

Bu dönüm noktasıyla birlikte Türkiye’nin Afrika Birliği (AfB) ile olan ilişkileri de güçlendi. Türkiye’nin Afrika Açılımı politikası, 2009’da daha da hız kazandı. Bu bağlamda Türkiye, Afrika’daki büyükelçilik sayısını artırdı. Ayrıca, Türk Hava Yolları’nın (THY) Afrika’daki uçuş ağını genişletmesi, Türkiye ile Afrika arasındaki ulaşım bağlantılarını da güçlendirdi. Bu gelişmeler, Türkiye’nin Afrika’daki varlığını pekiştirdi ve iki taraf arasındaki ekonomik, siyasi, güvenlik ve kültürel ilişkilerin derinleşmesine katkıda bulundu.

Türkiye, 2008’de Afrika Birliği’ne gözlemci üye olarak kabul edildi ve 2014’te Afrika Birliği ile stratejik ortaklık anlaşması imzaladı.

2024 itibarıyla Türkiye’nin Afrika kıtasındaki 44 ülkede büyükelçiliği bulunmaktadır. Ankara bu ülkelerle aktif diplomatik ve ekonomik ilişkiler yürütmektedir. Bu ülkeler arasında Türkiye’nin özellikle Güney Afrika, Nijerya, Senegal, Kenya, Tanzanya, Somali, Sudan, Etiyopya, Libya ve Cezayir gibi önemli stratejik ortakları bulunmaktadır. Türkiye’nin Afrika kıtasındaki varlığı sadece büyükelçiliklerle sınırlı değildir. Aynı zamanda ticaret, güvenlik ve yatırım anlaşmaları, kültürel değişim programları ve insani yardım projeleriyle de desteklenmektedir. Bu anlamda ekonomik anlamda ve siyasi olarak da tasarlanan projeler vardır.

Siyasi ve Ekonomik Projeler

Diplomatik düzeyde Türkiye’nin Afrika Birliği ile kurduğu güçlü ilişkiler ve düzenlediği iş birliği zirvelerinin yanı sıra Rusya-Ukrayna savaşından kaynaklanan tahıl arzı sorununda Türkiye’nin aktif rol oynaması Afrika ülkeleri nezdindeki konumunu güçlendirmesi Türkiye’nin Afrika’da kendine yeni müttefikler edinme ve yeni siyasi bağlar kurma imkanı kazanmasını sağladı. Türkiye’nin uluslararası arenada daha fazla görünürlük kazanmasını sağlayan Afrika ile ilişkiler, BM ve diğer uluslararası örgütlerde önemli bir oy gücüne sahip olması vesilesiyle Türkiye’ye olumlu dönüşler olmasını sağlamıştır. Türkiye, Afrika ülkeleriyle kurduğu dostane ilişkiler sayesinde uluslararası platformlarda daha etkili bir rol oynamaktadır. Örneğin, Türkiye 2009-2010 döneminde BMGK’da geçici üye statüsünde görev yaptı. Türkiye’nin BMGK’da geçiçi üye olması için seçimler 17 Ekim 2008’de yapıldı. BM Genel Kurulu’ndaki bu seçimde Türkiye 192 üye ülkeden 151’inin oyunu alarak Güvenlik Konseyi’nde geçici üye oldu. Türkiye’ye oy veren bu ülkelerden 51’i Afrika ülkesiydi. İşte Türkiye’ye BM Genel Kurulu’nda ve Güvenlik Konseyi’nde sağlanan potansiyel destekten dolayı Türkiye, özellikle ikili ticaret ve yatırım yoluyla küresel Güney-Güney iş birliğinin kurulmasına yardımcı olacak Afrikalı ortaklar arıyor.

Bunlara ek olarak Türk şirketleri, Dakar ve Freetown gibi büyük Afrika şehirlerinin yakınlarında gemi bazlı doğal gaz santralleri işleten Karpowership gibi şirketler tarafından yürütülen yenilikçi enerji projeleri de dahil olmak üzere Afrika’ya açıldı. Türkiye, yeni Addis Ababa havaalanı ve Senegal’deki yol ve liman projeleri de dahil olmak üzere büyük altyapı projelerini finanse ediyor. Türk hayır kurumları, Türkiye’nin etkisine dolaylı olarak katkıda bulunuyor. Ankara, Afrika’da faaliyet gösteren STK’larıyla yakın ilişkiler sürdürerek, tanıtım ve destek karşılığında yerel bilgi edinirken Türk hükümet kuruluşları da kıtanın büyük bölümünde COVID-19 yardımları sağlamak gibi yüksek profilli eylemlerle itibar kazanmaktadır.

Ekonomik etkileşim, etki yaratmaktan daha fazlasını sağlar. Türkiye’nin yeni projelerinin çoğu, Türkiye’nin isteği üzerine yurt dışına açılmaya istekli devletler ve şirketler için muazzam ekonomik faydalar sunmaktadır. Türkiye ile Afrika ülkeleri arasındaki toplam ticaret hacmi, 2003 ile 2023 yılları arasında yedi kattan fazla artarak 1,35 milyar ABD dolarından 12,4 milyar ABD dolarına ulaşmıştır ve hükümet gelecekte daha da iddialı hedefler belirlemektedir. Eylül 2024 itibarıyla Tunus, Fas, Mısır ve Mauritius ile serbest ticaret anlaşmaları imzalayan Türkiye ayrıca petrol, uranyum ve altın dahil olmak üzere Afrika’nın doğal kaynaklarını da hedeflemektedir. 2022 itibarıyla yalnızca %25’lik bir iç enerji üretimine sahip olan Türkiye, özellikle dünyanın en büyük doğal kaynak üreticilerinden biri olan Nijer’de olmak üzere Afrika’da uranyum çıkarma konusunda küresel rekabete katılmıştır. 2024 başlarında Nijer Başbakanı Ankara’yı ziyaret etmiş, ardından Temmuz ayında üst düzey bir Türk heyeti Niamey’e gitmiştir. Görüşmeler, ticaretin artırılması, savunma iş birliği, istihbarat paylaşımı ve Türkiye’nin Nijer’in madencilik ve enerji kaynaklarına, özellikle de uranyum ve petrole erişiminin güvence altına alınması konularına odaklanmıştır. Ayrıca Türkiye tarafından umulan tablo Rus enerji devi Rosatom ile yapılan bir anlaşma kapsamında dört reaktörlü proje de dahil olmak üzere Türkiye merkezli nükleer santraller kurarak enerji ithalatçısı statüsünde bir azalma sağlamaktır. Ancak, Rosatom’un projeye yakıt sağlama anlaşması, Ukrayna’daki savaş nedeniyle Rus şirketlerine uygulanan yaptırımlar göz önüne alındığında sınırlıdır. Türkiye’nin bu proje için alternatif bir uranyum kaynağına ihtiyaç duyması muhtemel. Bu durum, kıtadaki, özellikle de Nijer’deki uranyum rezervlerine olan ilgisinin artmasını açıklıyor.

Sahra Altı Afrika, Türk devleti için çeşitli cazip seçenekler sunmaktadır. Fransa’nın son beş yılda eski sömürgelerinin çoğundan çekilmesi, ABD, Çin ve Rusya’nın henüz kapsamlı bir şekilde dolduramadığı büyük bir güç boşluğu bırakmıştır. Mali, Burkina Faso ve Nijer’deki darbelerin ardından Fransa, bu ülkelerin yeni cunta hükümetleri tarafından Sahra’daki büyük askeri konuşlandırmalarından törensiz bir şekilde çekilmeye zorlanmış ve başkalarının doldurabileceği boşluklar yaratılmıştır. Bu boşluklar, özellikle Batı Afrika’da terör şiddetinin önemli ölçüde arttığı bir dönemde, askeri yardım sektöründe en belirgin şekilde ortaya çıkmaktadır. Ancak bu şiddet, ekonomilere, altyapıya ve eğitime hem iç hem de dış yatırımların sınırlı olduğunu da yansıtmaktadır. Türkiye, bu yeni ilişkileri kurmak için gereken araçların çoğuna sahiptir.

Silah Satışları

Türkiye’nin Afrika’daki askeri satışlarının artması, Özel Askeri Mühimmat (PMSC) faaliyetleriyle paralellik gösteriyor. Ankara, küresel ölçekte küçük bir oyuncu olmasına rağmen kıtanın dördüncü büyük silah ihracatçısı haline geldi. Çin, Afrika ülkelerine yaptığı toplam silah satışlarında son zamanlarda Rusya’nın yerini almış olsa da, maliyet etkinliğiyle bilinen Türk savunma ekipmanlarına olan talep hâlâ büyük.

ABD ve Çin adına özellikle hassas bir alan olan İHA ihracatı, Türkiye’nin ticaretinin önemli bir bölümünü oluşturuyor. TB2 Bayraktar ve Akıncı, istihbarat ve hava desteğine olan yoğun ihtiyaçları nedeniyle Nijer, Burkina Faso ve Mali’deki cunta liderleri için özellikle değerli olmakla birlikte, Togo ve Cibuti gibi ülkelere de satıldı. Ayrıca Türk şirketleri ayrıca Afrika genelinde giderek artan sayıda hükümete hafif silahlar, eğitim uçakları , helikopterler ve zırhlı araçlar ihraç ediyor.

Doğrudan Askeri İşbirliği

Ankara’nın ayrıca silah satışları ve müteahhitlik hizmetlerinden ziyade doğrudan güvenlik taahhütleri bulunmaktadır. Türkiye’nin Afrika’daki askeri nüfuzu hızla artıyor ve Somali, Nijer ve Libya’da yaklaşık 6.000 askeri personel görev yapıyor. Bu rakam, Fransa’nın bölgesel güçlerinin üç katı büyüklüğünde ve Türkiye’nin operasyonlarının önemli ölçeğini vurguluyor. Türkiye, ticaret ve Hint Okyanusu’na erişim açısından önemi nedeniyle Afrika Boynuzu ile özellikle ilgilenmektedir. 2002 yılında Türkiye’de yaşanan iktidar değişikliği sonrası NATO’nun Güney Kanadı’na yönelik klasik odaklanma, Orta Doğu’ya ve özellikle Afrika’ya, özellikle de Somali’ye doğru genişledi.

Türkiye, 2002 sonrası savunma sanayi ürünlerini satmak ve alternatif aktörlerle iş birliği yapmak için Batı dışı pazarlara da yönelmeye başladı. Somali, Bab el-Mandeb Boğazı’ndaki petrol ve diğer malların geçiş noktasına ve Hint Okyanusu’ndaki Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nin stratejik bölgelerine yakınlığı nedeniyle Türkiye için stratejik öneme sahiptir. Türkiye, 2012’de Ankara’da Somali ile bir “Askeri Eğitim İş Birliği Anlaşması” ve 2015’te Mogadişu’da bir “Savunma Sanayi İş Birliği Anlaşması” imzaladı. Türkiye, Somali polis teşkilatına ve askerlerine kapsamlı askeri eğitimler verdi; bunların arasında 5.000 kişilik komando birlikleri (Gorgor, Kartal) en önemli unsurlardır. Türkiye’nin askeri ve teknolojik uzmanlığını siyasi veya ekonomik koşullar dayatmadan paylaşma konusundaki kararlılığı, onu Somali’de benzersiz bir aktör olarak öne çıkarıyor. Somali hükümeti, ABD’nin İHA operasyonlarına getirdiği kısıtlamalar ve devam eden silah ambargosundan bıktığı için, Somali güçlerine TB-2 Bayraktar İHA’larının gizlice tedarik edilmesi ve çalıştırılması tipik bir örnektir.

Ankara’nın Somali’deki yatırımları toplamda 100 milyon ABD dolarına ulaşırken, Türk şirketleri Mogadişu Uluslararası Havalimanı ve Mogadişu Deniz Limanı’nın işletmesini denetliyor. Somalili öğrenciler Türkiye’den yükseköğrenim bursları alırken, Türkiye tarafından çeşitli hastanelerin kurulmasıyla sağlık sistemi önemli ölçüde iyileştirildi.

Türkiye, 2005 yılından bu yana Afrika kıtasının stratejik ortağı olarak öne çıkmakta ve ECOWAS (Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu), EAC (Doğu Afrika Topluluğu) ve COMESA (Doğu ve Güney Afrika Ortak Pazarı) gibi birçok ekonomik kuruluşta gözlemci statüsü kazanarak, kıtayla sürekli etkileşimi teşvik etmektedir. Türkiye’nin Afrika’daki diplomatik çabaları, ekonomik yardım ve kültürel nüfuz gibi yumuşak güç araçlarını kullanmayı içermektedir.

2017 yılında Somali’nin başkenti Mogadişu’da 50 milyon ABD doları değerinde bir askeri üs kurmuşlardır. Cibuti’deki Amerikan ve Çin askeri üsleri gibi, Kamp TURKSOM da Türkiye’ye Hint Okyanusu’na yakın bir askeri üs sağlamaktadır. Türkiye, üste elit özel kuvvetler de dahil olmak üzere ulusal ordunun yaklaşık üçte birini oluşturan on bin Somali askerini eğitmeyi hedeflemektedir.

Türkiye, birleşik bir Somali’yi güvence altına almak için çeşitli ekonomik ve politik teşviklere sahiptir. Türkiye, 2024 yılında Somali ile Somali donanmasını donatmak, yeniden inşa etmek ve eğitmek için bir mutabakat zaptı imzaladı. Buna karşılık Somali hükümeti, Somali’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi gelirinin %30’unu, Somali sularındaki yasadışı faaliyetleri ve kayıt dışı ekonomiyi engellemeleri halinde her iki tarafa da ekonomik fayda sağlayacak bir karşılıklılık anlaşmasıyla takas etti.

Şubat 2025 başlarında Türkiye’nin, Fransız garnizonunun Ocak ayı sonlarında ayrıldığı Abeche askeri üssünün kontrolünü ele geçirmek için Çad hükümetiyle yeni bir anlaşma imzaladığı bildirildi. Türkiye’nin istihbarat teşkilatı Milli İstihbarat Teşkilatı da Nijer’de bir merkez kurdu . Bu anlaşmalar, Türkiye’nin bölgedeki genişleyen askeri varlığını ve Afrika hükümetlerinin Ankara’yı müttefiki Fransa’dan daha az tartışmalı bir aktör olarak görmesini göstermektedir.

Türkiye’nin Kıtada Genişleyen Rolü

Türkiye, Sahra Altı Afrika’da yeni müttefikler ve patronlar belirleme çabalarında, rakiplerinin çoğunun sahip olmadığı çeşitli avantajlara sahiptir. Ülke, Rusya, ABD veya Çin’e karşı özellikle saldırgan bir tutum sergilemediğinden, bunlardan herhangi birinin Afrika’daki Türk faaliyetlerine karşı çıkması pek olası değildir. Bu durum, Çin ile ticari rekabete veya PMSC sürtüşmesine veya Rusya’nın Afrika Kolordusu ile rekabete bağlı olarak değişebilse de, bu ülkelerden herhangi birinin Türk faaliyetlerine yaptırım uygulama veya askeri olarak karşı çıkma yönünde bir adım atması olası değildir. Türkiye, Afrika’daki operasyonlarında sınırlı rekabet ve uluslararası tepkilerden faydalanmaktadır. Bu saha gerçekliğine verilecek en güzel örneklerden birisi şüphesiz Libya başlığıdır.

Arap Baharı sonrası Muammer Kaddafi’nin 2011’de devrilmesi ve kafası taşla ezilerek lince uğraması sonucu katledilmesinden bu yana Libya bir türlü istikrara kavuşamadı. Ülkedeki siyasi istikrarsızlık, silahlı çatışmalar ve dış müdahaleler sonrasında ülke iki ana siyasi otorite ve çeşitli silahlı grup arasında bölündü. Libya’nın uzun ve ağır iç savaş sonrası taraflar arasında kontrol noktalarına ayrılması çatışmaları geçici de olsa durdurmuştu. Özellikle de Türkiye’nin aktif desteği sonrası muhalif güçler geri çekilerek mevzilerinde yeni saldırı planları hazırlamakla meşguldü.

Nitekim Doğu Libya’da etkinlik gösteren General Halife Hafter’in Mozkova’ya ani ziyereti ve Başkan Putin tarafından ağırlanması uzun süredir Türkiye ile Libya’da rekabet halinde olan Rusya’nın yeni bir girişimi olarak da değerlendirilebilir. Türkiye ile Rusya’nın garip, girift ve rekabet ile işbirliğinin kol kola yürüdüğü ilişkiler yumağında Rusya, Suriye yenilgisinin intikamını Libya’da almaya çalışmakta ve durumu eşitlemek istemektedir. Bunu hem de Ukrayna ile barış anlaşmasına adresi olarak İstanbul’u gösterdiği bir süreçte yapmaktadır.

General Halife Hafter’in Moskova ziyareti sonrası son derece başarılı planlanmış ve muhtemelen de dış istihbarat örgütü desteği almış bir suikast girişimi ile Libya Cumhurbaşkanlığı Konseyi Güvenlik Servisi Başkanı Abdülgani el-Kikli’nin Trablus’ta çok sayıda koruması ile beraber öldürülmesi sonrası patlak veren çatışmalar göstermektedir ki, Libya’da bir darbe girişimine tanıklık etmekteyiz. Rusya, Mısır, BAE ve Yunanistan’ın açık desteğini alan bu darbe girişiminin hedefinde ise Ankara ve Türkiye’nin desteklediği Ulusal Birlik Hükümeti bulunmaktadır.

⁠Türkiye’nin Libya Politikası: Trablus Yönetimi ile Yakın İlişkiler

Türkiye, 2019 yılında Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) ile imzaladığı Güvenlik ve Askeri İş Birliği Mutabakatı ile Trablus merkezli hükümete aktif destek vermeye başlamıştı. Bu destek hem diplomatik hem de askeri düzeyde olmuş; Türkiye, Trablus yönetimini tanıyan ve sahada destekleyen başlıca aktörlerden biri haline gelmişti.

• Şu anki çatışmalarda hedef alınan taraf, yani UBH, Türkiye’nin desteklediği yönetimdir.

Bu açıdan bakıldığında, Trablus’ta yaşanan çatışmalar Türkiye’nin desteklediği tarafın güvenliği ve meşruiyeti açısından doğrudan bir tehdit anlamına geliyor.

Askeri ve Ekonomik Yatırımlar Risk Altında

Türkiye’nin Libya’daki askeri danışmanlık faaliyetleri, eğitim görevleri ve çeşitli altyapı projeleri şu an aktif olarak devam ediyor. Ayrıca Türk firmalarının Libya’da milyarlarca dolarlık yatırımı söz konusu.

• Trablus’ta güvenliğin zayıflaması ve yönetimin zayıflatılması, bu yatırımları riske atabilir.

• Türk firmalarının personel güvenliği, büyük önem taşıyor; sivil çatışmaların artması halinde tahliyeler gündeme gelebilir.

Doğu Akdeniz ve Deniz Yetki Alanları Anlaşması

Türkiye’nin Trablus hükümetiyle 2019’da imzaladığı Deniz Yetki Alanları Sınırlandırma Anlaşması, Doğu Akdeniz’deki deniz yetki iddiaları açısından kritik önemdedir.

• Eğer UBH zayıflatılır veya Başağa yanlısı gruplar Trablus’ta üstünlük kurarsa, bu anlaşmanın geleceği tehlikeye girebilir.

Türkiye’nin Dış Politika Dengesi ve Stratejik Konumlanması

Bu kriz, Türkiye açısından yalnızca Libya özelinde değil, Afrika ve Akdeniz politikaları açısından da önemlidir.

Türkiye, Afrika kıtasında etkisini artırmayı hedeflerken, Libya bu çabanın kilit ülkesi olarak öne çıkıyor.

• Trablus’taki kriz, Türkiye’nin bölgedeki prestijini ve “istikrar sağlayıcı aktör” imajını test ediyor.

• Askeri Varlık: Eğitim ve danışmanlık kapsamında Türk askeri unsurları Trablus’ta bulunuyor.

• Ekonomik Çıkarlar: Milyar dolarlık inşaat ve altyapı projeleri; enerji ve liman iş birlikleri.

• Doğu Akdeniz Perspektifi: 2019 Deniz Yetki Alanları Anlaşması, Türkiye’nin Mavi Vatan politikasının temel taşlarından biri.


Makaleye Yorum Yaz Rastgele Makale Getir

Yazar


Makale Arşivi sitesinden daha fazla şey keşfedin

En son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için ücretsiz abone olun.

Bir Yorum Yazın

Başa dön tuşu

Makale Arşivi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen ücretsiz abone olun.

Okumaya Devam Edin

Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.

Detaylı bilgi için Gizlilik ve Çerez Politikamız sayfasını inceleyebilirsiniz.

Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Makale Arşivi olarak, sizlere değer katacak bilgileri sürekli araştırıyor ve en güncel makaleleri sizinle paylaşıyoruz.
Bu platformu ayakta tutan en önemli destek, reklamlardan elde edilen gelirlerdir. Reklamlarımızı, sizlere en iyi deneyimi sunmak adına, mümkün olan en az rahatsız edici şekilde yerleştirmeye özen gösteriyoruz. Sizden ricamız, bu değerli içeriği sürdürebilmemiz için reklam engelleyicinizi kapatarak bize destek olmanızdır. Desteğiniz, gelişmeleri size ulaştırmaya devam etmemize katkı sağlayacaktır.