Birçok keredir her yazdığımda, konuştuğumda söylüyorum; ne zaman olursa olsun, ne yazarsam yazayım, sonuçta bir şey değişmiyor. Toplum da siyasiler de bazı aydınlar da “benim oğlum bina okur, döner döner yine okur” modunda.
Yazıda önemli bir başlık olan bu özlü sözün kökeni nedir, bir baksak.
Eskinin eğitim sistemi ve kurumları olan mektep ve medreselerde Arapça eğitimi yapılırmış. Eğitime yeni başlayanlar da ilk olarak okutulan harf ve fiil çekimlerini Emsile ve Bina yapıtlarından öğrenirlermiş. Amaç; ses, yapı ve anlam değişikliği esas alınarak Arapça gramerinin sözcük yapısıyla ilgili temel bilgileri öğrenmekmiş.
Gerek öğrenimini düzenli sürdüremeyenler gerekse işi ciddiye almayıp tembellikleri sebebiyle ara verenler, pişman olup tekrar eğitime başladıklarında unuttukları için yeniden buradan başlayıp aynı kitapları yeniden okurlarmış. Böyle öğrencileri olan aileler de bu durum karşısında bu sözü söylermiş.
İşte ben de ülkemdeki sosyal ve siyasal olaylara ilişkin yazacağım yazılarda bu duruma düşmemek için yazmaya ve konuşmaya ara vermiştim; ancak ABD Başkanı Donald Trump’ın 2026 yılının ilk günlerinde Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’ya yaptıklarına bakınca, artık iki kelam edeyim dedim.
Kolombiya, Panama ve Ekvador ile birlikte Büyük Kolombiya’nın bir parçasını oluşturan Venezuela, 1830 yılında bu birlikten ayrılmış ve 30 Mart 1845’te; 23 eyalet ile Başkent Bölgesi ve adaları içeren federal bağımlılıklardan oluşan, başkanlık sistemi ile yönetilen bir federal cumhuriyet olmuştur.
Nüfusunun yaklaşık %70’i İspanyollar ile Kızılderililerin karışımı olan Mestizolardan, geri kalanların %20’si beyaz kökenli İspanyol, İtalyan, Portekiz ve Almanlardan oluşur. Az sayıda da Afrika kökenliler ile Lübnan, Çin, Türkiye gibi Asya ülkelerinden gelen insanlardan oluşur.
Peki, bu insanların resmî dili nedir?
Ülkenin resmî dili İspanyolcadır. Ayrıca Warao, Wayuu ve Pemon gibi pek çok yerel dil de ülkenin değişik yörelerinde konuşulmakta olup halkın büyük çoğunluğu Katolik Hristiyan’dır.
Venezuela’nın yüz ölçümü 916.445 kilometrekare olup (Türkiye’ninki ise 783.562 kilometrekaredir); gelişmekte olan bir ülkedir. İnsani Gelişme Endeksi’nde 113’üncü sırada yer alır. (Türkiye, 193 ülke arasında 45’inci sıradadır.)
Türkiye ile Venezuela arasında diplomatik ilişkiler 1950 yılında kurulmuştur. Coğrafi uzaklık ve kendi coğrafyaları üzerinde yoğunlaşmaları nedeniyle ilişkileri sınırlı olsa da son dönemlerdeki gelişmeler ve üst düzeyli karşılıklı ziyaretlerle gelişmeye başlamıştır.
Özellikle son süreçte bazı Venezuelalı STK’lar, seçimlere ilişkin endişelerini dile getirmişlerdir. Bu nedenle BM, Avrupa Birliği, Amerikan Devletleri Örgütü, Lima Grubu, Avustralya ve Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkeler seçim süreçlerini tanımadıklarını açıklarken; Rusya, Çin, Türkiye, Küba, İran, Kuzey Kore ve Suriye gibi ülkeler ise seçim sonuçlarını tanıdıklarını açıklamışlardır.
Peki, tüm bu süreç ve olayların göbeğindeki Nicolás Maduro kimdir?
Nicolás Maduro, 23 Kasım 1962’de Caracas, Venezuela’da doğmuştur. Dönemin Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chávez’in Mart 2013’te ölümü üzerine, Chávez’in hastalığı süresince yürüttüğü başkanlık görevi süresinin kalanını tamamlamak üzere, Nisan 2013’te düzenlenen özel seçimleri kazanmıştır.
Maduro’nun yıldızı Hugo Chávez döneminde yükselmiştir. Eğitiminin bir bölümünü ülkesinde, bir bölümünü de mesleki olmak üzere Küba’da tamamlamıştır. Ülkesine döndükten sonra bir dönem otobüs şoförlüğü ve şoförler sendikası liderliği yapmış, Chávez’in ölümünün ardından da 2013’te devlet başkanı olmuştur.
Maduro iktidarda olduğu sürece; iktidar olan partisini, Ulusal Meclis’ten yargıya ve seçim kurumlarına kadar devletin kilit kurumlarını kontrolü altında tutmuştur.
Gelelim ABD-Trump ile Venezuela-Maduro gerginliğine.
Gerginliğin birinci maddesi, mevcut iktidarın terör örgütleri ve suç ağlarıyla bağlantılı olduğu;
İkincisi, Venezuela yönetiminin ABD’ye uyuşturucu soktuğu;
Üçüncüsü de Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun 2024 başkanlık seçimlerinde usulsüzlük yaptığı ve Maduro yönetiminin meşru olmadığı iddialarıdır.
Bunlar görünen sebepler; bir de görünmeyenlere bakalım.
Geçen yılın son günlerinde Trump, Venezuela için ABD şirketlerinin Venezuela petrolünden yararlanma “hakkının” elinden alındığını öne sürdü ve “Geri istiyoruz.” dedi.
İşte asıl sorun bu. Venezuela’nın Orinoco Petrol Kuşağı, ağır ve ekstra ağır petrol açısından dünyanın en zengin alanlarından biridir. ExxonMobil, Chevron, Total, ConocoPhillips gibi petrol devlerinin uzun süredir faaliyet gösterdiği bir bölge iken 2007’de Chávez, Orinoco’daki tüm projelerin çoğunluk hissesinin (yüzde 60 ve üzeri) Venezuela devlet kurumu PDVSA’ya devredilmesini zorunlu kıldı ve yabancı şirketlere iki seçenek sundu:
Ya yeni şartları kabul edeceksiniz ya da ülkeden çıkacaksınız!..
Venezuela, dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip olmakla kalmayıp aynı zamanda dünyanın altıncı büyük doğal gaz rezervine; büyük altın, demir, boksit, elmas, koltan ve toryum gibi maden yataklarına sahip bir ülke.
Zurnanın zırt dediği yer ise ABD’nin nadir toprak elementlerine iştahı. Nadir toprak elementleri, kimyasal açıdan birbirine benzeyen ve birçok yüksek teknoloji ürününün üretiminde hayati önem taşıyan 17 elementin oluşturduğu bir cevher grubudur ve bunlar; makinelerde, elektrikli araçlarda ve savaş uçaklarında kullanılan “kritik” mineraller olarak kabul edilir.
Bu olay ve yaşananları unutmadan, bir de ülkemize baksak mı!..
Batı Anadolu’da nadir toprak rezervleri olduğu “fark” ediliyor. Eskişehir Beylikova’daki büyük rezervin seryum, praseodim ve neodim içerdiği Ekim 2025’lerde dile getiriliyordu.
ABD’nin nadir toprak elementlerine olan ilgisi Grönland ve Ukrayna’ya olan ilgisi ile ortadadır; ülkemizin ve Eskişehir Beylikova’nın da gözden kaçırılacağını düşünmek pek saflık olur!..
Konuyu Venezuela ile bağlarsak; elbette ki Trump ve ABD’nin, zengin doğal kaynaklara, önemli altyapı ve kurulu işletme kapasitesine sahipken ekonomik açıdan çökmüş bir ülkeye ilgisiz kalması beklenemezdi.
Sonuç; 200 bin dolayında resmî askerî ve Bolivarcı bir devlet düzeni olan Venezuela Cumhuriyeti’nde, iktidarın sivillerden oluşan askerî örgütlenmesini de gözden kaçırmamak gerekir.
Her ne kadar ABD Başkanı Donald Trump, cumartesi günkü saldırılarda Maduro’nun yakalanarak ülkeden çıkarıldığını veya kaçırıldığını duyursa da olacakları izlemek gerekecek.
Bu yüzden de bir kez daha Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.” sözünün ve Türkiye Cumhuriyeti’nin nasıl bir tapu senedi olduğu konusunda iki kere düşünmek gerek!..




Çok aydınlatıcı bir yazı.