Son günlerde kiminle konuşsam; acı bir haberden, bir sorundan ya da başka bir sıkıntıdan söz eder olduk. Yazıya bu ruh hali ve tümceler ile girince usuma ilk Bergen ve o ünlü şarkısı “Acıların Kadınıyım”ın dizeleri geldi.
Bu dizeler akla gelince önce “Söz yazarı kimdir?” diye baktım. Ah be Anadolu’m, sen güzel yersin. Münbit mi münbit, içten mi içten. Alın Sinop’tan bir Levent; yükseltin de yükseltin. Sinop’ta açılan gözler, Ankara Çevre Sağlığı Kolejinde şekillenir ve devletin hizmetinde geçer ömür. Derken Almanya ve radyoculuk, ardından da şarkı sözü yazarlığı.
Yaşanan acı ne ise, böyle damardan bir şarkı ortaya çıkar. Bunu da başka bir acı yaşam öyküsü dillendirir: Bergen. Yaşam ona da Mersin’de “Belgin Sarılmışer” olarak, yedi kardeşin sonuncusu olarak “Merhaba,” der.
Anne baba ayrılır, ver elini Ankara. Belki de bu, yaşamın ona en güzel sürpriziydi. Yenimahalle Yunus Emre İlkokulu, orada müziğe yeteneğini fark eden öğretmenleri; onu konservatuvarda müzik eğitimi almaya teşvik eder ve Ankara Devlet Konservatuvarı’nın sınavlarına girerek piyano bölümünü birincilikle kazanır.
Ne yazık ki bu güzel rüya iki yıl sürer; piyano ve viyolonsel eğitimi alırken maddi sıkıntılar yüzünden okulu yarım bırakır. O da Levent Bektaş gibi devlete sığınır, PTT’de memur olarak çalışır.
Derken arkadaşları ile gittikleri bir programda gazinocuların dikkatini çeker ve al sana ünlülük merdivenleri. Gazino, pavyon, sahne! Neresinde olduğunuza ve baktığınıza bağlı.
Zorunlu bir evlilik; ardından bir gazino programı sonunda kapıdan çıkarken bir tetikçinin yüzüne kezzap atması ve bir gözün kaybı. İşte tam da bugünlere denk gelir “Yıllar yılı dert yolunda / Ne ilk ne de sonuncuyum / Kahrediyor hayat beni / Acıların kadınıyım,” diye söylediği şarkı.
Şarkı mı söylersin, yaşamını mı anlatırsın belli değil ama “Sevdalardan darbe yedim / Şu gönlüme sev mi dedim / Ömrü yâre kul eyledim / Acıların kadınıyım,” derken ardından daha da acı sözler dökülür: “Çekip gitti sevilenler / Gariplerdi ezilenler / Dünya sizin sevmeyenler / Acıların kadınıyım / Ben acıların kadınıyım!”
Bu kadar efkârlanmama sebep sevgili Giray ağabeyim. Gerek Antalya’da gerek köyüm Osmankalfalar’da ya da Ankara’da çok sofraya oturmuşluğumuz ve dertleşmemiz vardır.
Bir yıl önce, hâlâ benimle yaşayan sağlık sorunum için aramış, “Boş ver be, bizi ne yıkar?” demişti. Eh, yıkılmadık ayaktayız ama bugün sabah bir haber yine hepimizi yerle bir etti.
Giray Ercenk, yıllar önce ailesi ile birlikte Urfa’dan Antalya’ya gelmişlerdi. O tam bir Antalya sevdalısı, Torosların aşığı. Yazar, söyler, anlatır da anlatır; yeter ki Antalya olsun.
Yeni yıl o kadar yeni ki bu kadar acıya yürek dayanmaz. Dünya yanıyor, yakıyorlar. Ülke; eh işte, herkesin derdi kendine olmuş.
Bir de dostların acıları üst üste, kendi acı ve ağrılarımızın üstüne… Ey acılar, dünya, kötüler! İnadına inadına, size rağmen, direne direne yaşayacağız güzel günler hayali ile!



