Günaydın arkadaşlar, günaydın 1 Nisan. Hoş geldin “1 Nisan”. Gününüz aydınlık olsun, şakalarınız bol olsun. Şaka yapma günü. Hoş, sürprizleri içeren şakalarınızı yapın. Ancak insanları şakalarınızla çok da umutlandırmayın.
Baharın diriltici nefesinin hissedildiği 1 Nisan gününde, insanlık tarihinin birikimli kültürünü gölgeleyen savaşların sona erdiği, insanın insana karşı doğada karşılığı bulunmayan yalan, hile, aldatma ve kumpaslara başvurmadığı bir düzenin mümkün ve gerekli olduğunu hepimize, özellikle de yetkililere hatırlatın.
Hakkın, hukukun ve adaletin yalnızca normatif metinlerde kalan soyut ilkeler olarak değil, yeryüzünde fiilen tecelli eden somut bir düzen olarak zihne bir nakış inceliğiyle iyice işlenmesi gerekir. Adaletin eşitlikten kopmadan, fakat emeği, liyakati ve katkıyı gözeterek tesis edilmesi gerektiği her aşamada vurgulanmalıdır.
Hangi yaşta ve cinsiyette olursa olsun, her insanın aş, iş ve yeryüzünün sunduğu nimetlerden, kendi bireysel yetenek ve çaba koşulları içerisinde, insana yaraşır bir biçimde yararlanmasının doğal ve devredilemez bir hak olduğu ifade edilmelidir. Bununla birlikte, bireyler arasında üstünlük kurma saikiyle değil; yetenek, zekâ, emek ve çabanın ortaya koyduğu değer ölçüsünde, birlikte, bir arada, ekolojik yaşam düzeni içinde dengeli ve hakkaniyetli bir paylaşımın esas olduğu anlatılmalıdır.
Dileğimi Adana Seyhan Baraj Gölü’ne mal ettim.
1 Nisan yalnızca bir şaka günü değil; aynı zamanda insanlığın daha adil, daha dürüst ve daha sahici bir dünyada yaşayacağı yeni bir dünya düzeni arayışının başladığı bir gün olsun.
Bu dileğimi hoş bir dilek, hatta bir ütopya ve “bir Nisan şakası” gibi görebilirler. Öyle veya böyle, bu ütopya sahibi, bilgi, bilinç ve sorumluluk sahibi insanlar elbette insanlık için sağlıklı bir çevrede adaletli ve demokratik bir yaşamı talep edeceklerdir. Ayrı gayrı gözetmeksizin doğal çevreyi koruyan, adaleti ve liyakati esas alan daha iyi bir yaşamı istemek insana yakışan bir davranıştır. Sabahattin Ali’ye atfen “Herkese içindeki iyilik kadar iyi bir hayat dilerim.” ifadesiyle herkes dilediği iyiliği ister.
Her türlü zorluğa ve ayrışmaya rağmen insanca bir yaşamın mümkün olacağını hep beraber sağlayabiliriz. Baharın o canlılığı ve güzelliği, bizlere sağladığı coşku ve yenilenme ile yaşamı yenileyebiliriz. O zaman ütopyamız gerçekleşsin diye mücadeleyi sürdürüyoruz. Tahterevallinin diğer ucunda da ben merkezli, “hep bana, hep bana” diyen, kaç bin kilometre öteden gelip başkasının evini başına yıkmaya çalışan kötüler olacak tabii. Tabii ki herkese yaşam hakkını savunmak, “yalnızca bana yaşam hakkı” diyenlerden daha anlamlı ve önemlidir. Her biri kendi dünyasında davranabilir; sonuçta hak yerini bulacaktır.



