EğitimToplum

Yarım Kalan Bir Aydınlanma Destanı: Köy Enstitülerinden Günümüz Eğitim Çıkmazı

Köy Enstitülerinin Kapatılması ve Günümüz Eğitiminin ve Toplumun Çözülemeyen Sorunları ile Boğuşmak.

Bilgi ve Teknoloji Çağı’nda ülkemizin eğitim çıkmazı artık sokaktaki insandan devletin en üst düzeyindeki yetkililere kadar hiç kimsenin memnun olmadığı millî bir sorun konumundadır. Ne yazık ki son 50 yıldır bilincim dâhilinde toplumda hayatın her alanında işlenen sorunlar aynı; ancak hiçbir konuda nitelikli ve sürdürülebilir çözümün üretilmediği görülmektedir. Eğitim gibi toplumun gücünü ve geleceğini belirleyen yapının kontrol edilmesi her zaman söz konusu olacaktır. Ancak yöneticilerin ve toplumun sağduyusu, eğitim ile oynanmasına müsaade etmemesi kadar, eğitimin çağdaşlaştırılarak ileriye taşınacak şekilde desteklenmesi gerekir. Cumhuriyet kurulurken o dönemi analiz eden Mustafa Kemal ve arkadaşları, dönemin tarıma dayalı toplumunda eğitimsizliğin kaderini değiştirmeyi en ciddi sorun olarak görmüş ve işe koyulmak için kolları sıvamıştır. O dönemde köylerimizin temel olgusu, büyük çoğunluğunda kapalı bir ekonomi, ilkel tarım teknikleri ile ihtiyaca yönelik bir üretim ve sade yaşam biçimidir. Toplumun %95’i okuma yazmadan yoksundur.

Mustafa Kemal bu bağlamda 1922 yılında köylüyü Türkiye’nin gerçek sahibi ilan eder. 25 Kasım 1923 tarihinde Mustafa Kemal’in valilere gönderdiği genelgede, yurdun her köşesinin cehalet ve irfansızlığın acısı altında olduğu, eğitimin her yaştan ve her sınıftan halkın gereksinmesi olduğu ve bu konuda çalışmalara hemen başlanması istendiği belirtilir.

Cumhuriyet kurulduğunda ülkenin eğitim ihtiyacı genelde askerlikte, Ali Ocağı’nda kendini gösteren doğal zekâlı insanlar tarafından sağlanmaktaydı. Enstitünün temel anlayışı da ordunun Ali Okulu başarısına dayanmaktaydı. 1936’larda askerliğini onbaşı veya çavuş olarak yapan köy çocukları, 6 ay süreli tarımsal uygulamalı kurslarda yetiştirilerek köylerinde eğitmen olurlardı. Bu uygulamaların başarılı sonuçları masaya yatırılarak ülkenin öğretmen ihtiyacının sistematik hâle getirilmesi planlanmıştır. Bunun da altında Osmanlı’nın son dönemlerinde eğitimin geliştirilmesine yönelik arayışlar ile köylü eğitimi konusundaki tartışmalar sonucu oluşan bir arka plan bulunmaktadır.

Cumhuriyet’in gerçekleştirmek istediği kırsalın eğitim yoluyla geliştirilmesi projesi, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Bakan Hasan Âli Yücel ve eğitimci İsmail Hakkı Tonguç’un planlamasıyla 17 Nisan 1940’ta 3803 sayılı yasa ile kuruldu ve Türkiye’nin yarattığı, dünyanın en özgün eğitim modeli olan Köy Enstitüleridir.

Türkiye’nin yakaladığı bu eşsiz ve kendine özgü model, teknik olarak Köy Enstitüleri şeklinde kuruldu ve 1946’da Hasan Âli Yücel’in ayrılması ve müfredatın değiştirilmesiyle “ruhunu” kaybetmeye başlamış; ancak resmî olarak kapatılmaları ve Öğretmen Okullarıyla birleştirilmeleri 1954 yılında gerçekleşmiştir. O dönemde neredeyse tamamı eğitimden yoksun ve köyde yaşayan nüfusu bütünsel olarak eğitmeyi amaçlayan bir modeldir. Köy Enstitüleri, Cumhuriyet’in temel felsefesinin bir yansıması olarak toplumu eğitmek, toprak reformu yaparak kırsalı kalkındırmak ve üreterek toplumu çağdaş medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmayı hedeflemiştir. İlk iş eğitim ile başlar. Köy Enstitüleri, kırsal toplulukların aydınlanmasını ve canlandırılmasını hedeflediği için köylerin en diri, yetenekli ve zeki gençleriyle işe başlanır.

Enstitülerin Başarısı, Yaparak Öğrenme ve Öğretmeye Dayanıyor

Köy Enstitülerinde eğitim, pratik eğitimi esas alan bir müfredat içerir. El becerilerini zihnî bilgi ile bütünleştiren özgün bir eğitim modelidir. Eğitimin siyasi sorumlusu Hasan Âli Yücel, mimarı ve kurgucusu ise İsmail Hakkı Tonguç’tur. Öğrenmeyi işleyerek ve üretim sürecinin içine katarak gerçekleştirmektedir. Öğrenme becerisinin iş içinde gerçekleşeceğini öngören Tonguç’un, İkinci Dünya Savaşı sıralarında kamunun elindeki boş arazilerde tarımsal üretimin ileri tekniklerinin öğrencilere yapılarak öğretilmesini istediği bilinmektedir.

Benim de sonradan öğrendiğim kadarıyla, oradaki köy bizim geleceğimizi sağlayacak enstitü köyleriymiş. Ancak ne yazık ki o köyün geleceğe ilişkin ufku maalesef başarılamadı. Her şey bir sonuçtur; her sonucun da bir nedeni vardır. O köyde eşek ve at sırtında taş ve kum taşıyarak bina yapan, kitap taşıyan öğrenci eğitmenlerin yerine şimdi hazır bilgi sunulmaktadır. Bugün ülkemiz “of tüf” ediyorsa ve sürekli sorun üstüne sorun yaşıyorsa, bunun nedeni ciddi bir eğitim sistemine sahip olmamamızdır.

Cumhuriyet’in ilk 20 yılında kurduğu eğitim örgütlenmesi ve atılımlar ile kısa sürede ülkenin her alanında ciddi bir kalkınmanın gerçekleştiği görülmüştür. Ancak İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin koşulları ve Soğuk Savaş ile birlikte eğitim sistemi amacından saptırılmaya başlanmıştır.

Toplum, enstitüler konusunda gerçekliği olmayan anlatılar (kız ve erkek öğrencilerin aynı okulda okuması vb.) ile kışkırtılmıştır. Siyaset, oy kaygısıyla Bakan Hasan Âli Yücel’i görevden almış ve diğer kurum yöneticileri tasfiye edilmiştir. Kısa sürede enstitülerden mezun olan yazar ve nitelikli öğretmenler toplumun farkındalığını artırmıştır. İnsanî değerler topluma anlatılmıştır. Köy Enstitüleri, öğrenme yöntemi pratiği içinde de kendini ispatlayarak nitelikli eğitim almış olgun insan yetiştirmiştir. Beğenilmeyen ve eleştirilen enstitü sisteminin yerine bireyci, ekonomi temelli eğitim modelinin çıktılarının yarattığı bencil tutumların bugün üretmediği gibi yeni sorunlar yarattığı görülmektedir. Şimdilerde okullarda yaşanan öldürmelerin altını kazırsak, insani değerlerden uzaklaşan yapı üzerine birçok konu ortaya çıkacaktır.

Ne Aralıyoruz?

Eğer ülkemiz eşsiz eğitim modelini Soğuk Savaş’a kurban verecek şekilde kendi elleriyle devre dışı bırakmasaydı, bugün yurttaşlarımız daha bilinçli olur ve insani kalkınmışlık düzeyinde dünyada geri sıralarda yer almazdı. Eğer Köy Enstitüleri kapanmasaydı, belki de 20–30 yıl ileride olabilirdik. Çünkü Köy Enstitüleri dünyada örnek bir modeldir ve başka bir örneği yoktur. Yalnızca öğretmen değil; sanatçı ve çiftçi de yetiştirmiştir. Kısa sürede Köy Enstitülerinde 16.400’ü kadın ve erkek öğretmen, eğitmen, sağlık memuru olmak üzere toplam 22.456 eleman yetiştirilmiştir. Bu elemanlar kentlere değil kırsala gönderilerek köylerin eğitim ve aydınlanması sağlanmış ve Türkiye’nin çağdaş medeniyetler seviyesine çıkmasına katkı sunulmuştur.

Doğadan koparılmamış coğrafyayı, tarihî gerçeklikleri bilen; insani değerlerin yanında diğer canlıların varlığını önemseyen, ekolojiyi anlamış bireyler yetiştirilmelidir. Eğer enstitüler kapatılmasaydı, coğrafi ve tarihî yurtseverlik bilinci kazanmış öğretmenlerin çoğunlukta olduğu Türkiye’nin zengin ekolojisi ve doğal kaynakları daha bilinçli kullanılacak ve sürdürülebilirliği sağlanacaktı. Toplumun okuma yazma sorunu çözülmüş olduğu için, bireyler geleceğini kendi bilinci ve aklıyla belirleyebilecekti. 2000’li yılların başına kadar ülkemizin eğitilmiş kadrolarının büyük çoğunluğunun Köy Enstitüleri ve öğretmen okullarından yetişen öğretmenlerin eseri olduğu bilinmektedir.

Ozanın ifadesiyle:

“Orada bir köy var uzakta…
Gitmesek de, kalmasak da, o köy bizim köyümüzdür…”

İşte o köylerin hedeflediği nitelikli eğitim almış, ülkesinin tarımını, coğrafyasını ve tarihini bilen, insani değerleri gelişmiş, edep sahibi insan kaynağının eksikliği; günümüzde çocukların işlediği suçlar sürecinde daha iyi anlaşılmakta ve aranmaktadır.

Ne yapılabilir? Eski enstitüler aynen geri getirilemez; ancak yaparak öğrenme modeliyle, insani değerleri okuyarak, sanat ve spor yoluyla öğrenen; mutlu, empati kurabilen bireyler yetiştirilebilir. Paralı eğitimin, ek dersin, özel okul baskısının olmadığı; öğretmenin ek iş yapmak zorunda kalmadığı ve saygınlığının korunduğu bir eğitim ortamı oluşturulabilir. Üniversitelerde bilim insanlarının yoksulluk sınırında maaş almadığı; ek ders, performans, dış hizmet alımı gibi bilimsel üretimle bağdaşmayan uygulamaların olmadığı; özerk ve özgür araştırma ortamlarının sağlandığı bir sistem kurulabilir. Öğrencilerin isteyerek öğrenmeye geldiği, çağın yetkinliklerini kazanmak için düşündüğü, ürettiği ve kendini gerçekleştirdiği bir yükseköğretim modeli mümkündür. Köklü bir eğitim reformu ile yukarıdan aşağıya yapılanarak nitelikli öğretmen okulları ve özerk üniversiteler kurulmalı ve yeniden başlanmalıdır. Eğitimin amacı; iyi yetişmiş, entelektüel birikimi ve ahlaki zekâsı güçlü, erdemli bireyler yetiştirmek olmalıdır.

Yazar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Başa dön tuşu
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.

Detaylı bilgi için Gizlilik ve Çerez Politikamız sayfasını inceleyebilirsiniz.

Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Makale Arşivi olarak, sizlere değer katacak bilgileri sürekli araştırıyor ve en güncel makaleleri sizinle paylaşıyoruz.
Bu platformu ayakta tutan en önemli destek, reklamlardan elde edilen gelirlerdir. Reklamlarımızı, sizlere en iyi deneyimi sunmak adına, mümkün olan en az rahatsız edici şekilde yerleştirmeye özen gösteriyoruz. Sizden ricamız, bu değerli içeriği sürdürebilmemiz için reklam engelleyicinizi kapatarak bize destek olmanızdır. Desteğiniz, gelişmeleri size ulaştırmaya devam etmemize katkı sağlayacaktır.