İnsanlığın Tarihi Gelişiminde Haklılığı Olmayan Savaşlar
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı saldırı devam etmektedir. ABD ve İsrail’in son yıllarda uluslararası hukuku göz ardı ederek ve kendi ülkelerinin meşru yasama organlarından dahi izin almadan başlattıkları bu savaşın uzaması, küresel ölçekte tedirginlikleri artırmaktadır. ABD ve İsrail ile İran arasında herhangi bir komşuluk ilişkisi bulunmaması ve meşru müdafaa kapsamında değerlendirilebilecek bir olayın yaşanmamış olması, bu savaşın gerekçesinin sorgulanmasına yol açmaktadır. “Senin yönetimini beğenmiyorum. Sen nükleer silah üretiyorsun. Senin varlığın İsrail için tehdit.” olduğunu söyleyerek İran’a saldırıyorlar. ABD Başkanı Trump, CNN’e verdiği demeçte, “İran ileride İsrail ve ABD ile iyi geçinmelidir.” Ayrıca, “İran’ın yeni yöneticisini ben belirlerim.” diyor. Dünyada Birleşmiş Milletler’e üye yaklaşık 200 devlet bulunuyor. Bu ülkelerin kendilerine özgü yönetim anlayışları vardır. Her ulusun kendi kaderini tayin etme hakkı diye bir kavram var. İnsanlık tarihinin son on bin küsur yıllık serüveninde insanlar doğanın sunduğu besin kaynakları, coğrafi uygunluk ve sonrasında yarattıkları eğitim olanakları ile farklılaştılar. Günümüzde dünya ülkelerinin bir grubu, özellikle Kuzeybatı ülkeleri, diğer bölgelerden eğitim, bilim ve teknolojik yönden farklılaştı. Bu ülkeler bugün dünyanın diğer bölgelerine baskı uyguluyorlar. Bu farklılıkların korunması için çıkarlarına göre birlikte davranmaktan da geri kalmıyorlar. En son 70 binden fazla insanın öldürüldüğü İsrail’in Gazze’ye saldırısı, ABD’nin İsrail’i desteklemesi ve lojistik destek sunmasıyla çoğu kişinin tepkisine neden oldu. Şimdi de ABD-İsrail’in İran’a saldırısında benzer durum görülüyor. Savaşın haksız ve hukuksuz olduğu açık; ancak Avrupa ülkeleri savaşa karşı ses çıkarmıyor. Almanya Şansölyesi hemen ABD’ye, Beyaz Saray’a giderek ABD’nin yanında olacağını belirterek İran’ın teslim olmasını istedi. Hele saldırının ilk günü Tahran’da kız çocuklarının okuduğu okulun tonlarca bomba ile bombalanması sonrası 140 kız çocuğu öldü; bir kınama bile gelişmiş ülkelerden ve vatandaşlarından gelmedi. İkiyüzlülük ve çıkarcılığın insanlığın önüne geçtiği yalan dünya. Komşuluk ilişkisi olmayan, sınırlarına tecavüzün olmadığı bu tek taraflı İran’a saldırısına yol açan ABD-İsrail saldırısı, asgari düzeyde dünyanın vicdanlı kesimlerince kabul edilmemelidir.
Batı Dünyası Savaşa Taraf Oldu
Ülkenize işgal oluşursa, savaşlar zorunludur. Haklı savaşlar, haklılık ile insanlığın tutumunu sağlar ki önemli bir gelişme olarak da tanınır. Ancak haksız savaşlar, Mustafa Kemal Atatürk’ün belirttiği “Savaş zorunlu ve hayati olmalıdır; millet hayatı tehlikeye girmedikçe savaş bir cinayettir.” sözüyle bugün daha çok anlam kazanmaktadır. “Yurtta barış, dünyada barış.” ifadesi ayrıca barışçı iç ve dış politikasının temelini ve insancıl savaş ahlakını bir kez daha zihnimize kazımaktadır. Vatan savunması uğruna verilen zaruri savaşların dışındaki ekonomik ve siyasi sistemlerin, inanç farklılıklarını bahane ederek bu çağda savaş başlatması kabul edilemez.
Aslında bu çağda herkesin eğitim aldığı bu dünyada neden insanlar hâlen savaşlarla sorunların çözüleceğini bekliyor? Petrolün bölgede keşfi, İsrail’in son 70 yılda bölgede devşirme ile kurulması ve haritaların başında cetvelle değiştirilmesi ile başlayan süreç; İsrail ve komşu devletlerin savaşları, İran-Irak savaşı, Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesi, Irak’ın işgali ve Filistin-Gazze işgali ile devam eden kan ve gözyaşı hâlen sürüyor.
Savaşa Değil, Gıdaya Erişim Sorunu Yaşayanlara Yardım Edilmesi Daha Anlamlı Olurdu
Uzun zamandır Batılıların bölgeyi birbirine karşı kışkırtması ve silahlandırmasıyla bölgenin petrol zenginliği hep Batı’ya aktarıldı. İran ile Irak arasında yaşanan silahlanma yarışı ve ardından gelen sekiz yıllık savaş, yaklaşık bir milyon insanın hayatını kaybetmesine yol açmıştır. Körfez ülkelerinin son yıllarda ABD tarafından zoraki silahlandırılması, İran’a yapılan ABD-İsrail saldırısında işe yaramadığı bir kez daha anlaşılmış oldu.
Dünyada silahlanmaya harcanan harcamalar ve zorunluluğu olmayan savaşlarda kullanılan milyar dolar, acaba bir milyar aç insanın gıda ihtiyacı için kullanılsaydı Allah katında daha yararlı olmaz mıydı? Dünyada yaşanan çatışmalar, savaşlar ve iç kargaşalar; yoksulluk, göçler, ciddi insan dramları ve sosyal sorunlar oluşturmuş görünüyor.
Son sekiz gündür devam eden savaşın gidişatı, önümüzdeki dönemde bölgede ve dünyada ciddi kırılmaların ve dönüşümlerin olacağını hissettiriyor.
Sonuçta Özet Olarak
Dünden bugüne insanlık tarihinde bitmez tükenmez, anlamsız savaşlarda çok sayıda genç insan farklı nedenlerle savaşlara gönderildi. Günümüz ileri teknoloji çağında uluslararası ilişkiler bağlamında hiçbir haklılığı olmayan son ABD-İsrail ile İran arasındaki savaş, uluslararası hukuk ve etik açıdan meşruiyetten uzak görünmektedir. Ne yazık ki BM ve savaşın tek taraflılığı konusunda ciddi bir tartışma bile yapılmamaktadır. Özellikle ileri teknolojinin sağladığı üstünlükle büyük güçlerin askerî müdahaleleri, kendi hakkıymış gibi istemedikleri yönetimleri ve yöneticileri ortadan kaldırmaları çağa yakışır değildir. Tam bir “haydutluk” ve “rajon kesicilik” olarak değerlendirilmektedir. Diğer tarafta saldırıya uğrayan ülkelerin meşru müdafaası bile ellerindeki basın gücü ile bastırılmakta ve haber edilmemektedir. Haklılığı olmayan bu üstenci savaşçı ve ahlak ilkesine dayanmayan küresel sistemde çifte standartlar bulunduğu iddia edilmektedir.
Savaşların bölgesel çatışmaları derinleştirdiği; insan, mal ve değerlerin kayıplarına ve insani krizlere yol açtığı şimdiden görülmeye başlanmıştır. Savaş için harcanan ekonomik kaynakların yoksulluk ve açlıkla mücadele gibi küresel sorunların çözümünde kullanılması sağlanmış olsaydı hem daha insani olacaktı hem de kan ve gözyaşları yaşanmayacaktı.
Sonuç olarak günümüz dünyasında bu tür akla, vicdana ve erdemliliğe uygun olmayan ilkel anlayışlara dayalı savaşlara karşı uluslararası toplumların yeniden örgütlenerek barış, insan hakları ve adalet ilkeleri doğrultusunda daha tutarlı bir tutum geliştirmesi kaçınılmazdır.



