28 Mart 2025 tarihinde Myanmar’da meydana gelen 7.7 büyüklüğündeki deprem, sadece bölge için değil, deprem bilimi açısından da önemli bir olay olarak kayıtlara geçti. En az 2.700 kişinin hayatını kaybettiği bu yıkıcı deprem, nihai ölü sayısının çok daha yüksek olması beklenen bir felakete dönüştü (Witze, 2025). Ancak bu depremi bilimsel açıdan özellikle dikkat çekici kılan, “süpershear” olarak adlandırılan nadir bir deprem türü olmasıdır. Süpershear depremlerinde, fay kırılması ürettiği sismik dalgalardan daha hızlı hareket eder ve bu durum, depremin yıkıcı etkisini olağanüstü bir şekilde artırır.
Süpershear depremleri, sismoloji alanında “süpersonik jetin deprem eşdeğeri” olarak tanımlanmaktadır (Tilmann, 2025). Bu tür depremlerde, enerji kırılma boyunca olağanüstü hızlı bir şekilde ilerler ve bu durum, normal depremlere kıyasla çok daha geniş bir alanda yıkıcı etkilere neden olabilir. Myanmar depreminde, bu etki Bangkok’ta bile hissedilmiş, episantrdan yaklaşık 1.000 kilometre uzaklıkta bulunan bu şehirde inşaat halindeki en az bir yüksek bina çökmüştür (Pampillón vd., 2023).
Myanmar depremi, ülkenin kalbinden kuzey-güney doğrultusunda geçen devasa Sagaing fayında meydana geldi. Ön bulgular, bu fayın 400 kilometre veya daha fazla bir mesafede kırılmış olabileceğini göstermektedir (Bradley & Hubbard, 2025). Bu durum, depremin ne kadar büyük bir enerji açığa çıkardığını ve etki alanının ne kadar geniş olduğunu göstermektedir. Uzaydan yapılan haritalandırma çalışmaları, Penwegon (18.2°N) ve Kyauk-Myaung (~22.6°N) arasında, yaklaşık 500 kilometre uzunluğunda net bir yüzey kırılması olduğunu ortaya koymuştur.
Deprem, Myanmar’ın yanı sıra komşu Tayland’da da önemli hasara yol açmıştır. Ancak Myanmar’daki arama-kurtarma çalışmaları, 2021’de askeri darbe sonrası başlayan iç savaş nedeniyle büyük ölçüde engellenmiştir. Darbe ayrıca, Myanmar’daki bilim insanlarının ülkenin sismik aktivitesini izleme yeteneğini de önemli ölçüde azaltmıştır (Hough, 2025). Bu durum, depremin tam etkisinin değerlendirilmesini ve artçı şokların izlenmesini zorlaştırmaktadır.
Bu makalede, Myanmar’da meydana gelen bu nadir süpershear depremini bilimsel, tektonik ve insani boyutlarıyla inceleyeceğiz. Süpershear depremlerinin mekanizmasını, Sagaing fayının özelliklerini, uzaydan yapılan haritalandırma çalışmalarını, depremin etkilerini ve bilimsel izleme zorluklarını detaylı bir şekilde ele alacağız. Ayrıca, bu tür depremlerin daha iyi anlaşılması ve gelecekteki risklerin azaltılması için öneriler sunacağız.
Deprem bilimindeki son gelişmeler, süpershear depremlerinin sanılandan daha yaygın olabileceğini göstermektedir (UCLA, 2022). Bu nedenle, Myanmar depreminin incelenmesi, sadece bölgesel bir felaket olarak değil, küresel deprem riski değerlendirmesi için de önemli dersler sunmaktadır. Süpershear depremlerinin daha iyi anlaşılması, gelecekte benzer olayların etkilerinin tahmin edilmesi ve azaltılması için kritik öneme sahiptir.
Süpershear Depremleri: Bilimsel Temeller
Depremler, yerkabuğundaki fayların aniden kırılması ve kayması sonucu oluşan doğal afetlerdir. Ancak tüm depremler aynı şekilde gerçekleşmez ve bazı nadir depremler, olağanüstü yıkıcı etkilere sahip olabilir. Myanmar’da 28 Mart 2025’te meydana gelen 7.7 büyüklüğündeki deprem, “süpershear” olarak adlandırılan bu nadir deprem türüne bir örnektir. Bu bölümde, süpershear depremlerinin bilimsel temellerini, normal depremlerden farklarını ve oluşum mekanizmalarını inceleyeceğiz.
Süpershear Depremleri Nedir?
Süpershear depremleri, fay kırılmasının sismik makaslama (shear) dalgalarından daha hızlı hareket ettiği olaylardır. Bu tür depremlerde, kırılma cephesi, ürettiği sismik dalgaları geçerek ilerler. Pampillón ve arkadaşları (2023) tarafından yapılan araştırmaya göre, bu durum kırılma önünde sismik enerjinin yoğunlaşmasına neden olur ve daha yaygın olan sub-Rayleigh tipi depremlere kıyasla daha büyük şiddetlere ve daha geniş alanlarda hasara yol açar.
Süpershear depremlerini anlamak için, öncelikle deprem sırasında oluşan farklı dalga türlerini ve hızlarını bilmek gerekir. Deprem dalgaları temel olarak iki ana kategoriye ayrılır: vücut dalgaları ve yüzey dalgaları. Vücut dalgaları, yerkürenin içinden geçen P-dalgaları (primer veya sıkıştırma dalgaları) ve S-dalgaları (sekonder veya makaslama dalgaları) olarak ikiye ayrılır. Yüzey dalgaları ise yerkürenin yüzeyinde hareket eden Rayleigh ve Love dalgalarını içerir (Dunham, 2023).

Normal koşullarda, bir deprem sırasında fay kırılması, Rayleigh dalga hızından (CR) daha düşük bir hızda ilerler. Bu tür depremlere “sub-Rayleigh” depremleri denir. Ancak bazı özel durumlarda, kırılma hızı Rayleigh dalga hızını aşabilir ve hatta makaslama dalga hızını (CS) geçebilir. İşte bu durumda, bir süpershear depremi meydana gelir (Bhat, 2021).
Dalga Hızları ve Kırılma Rejimleri
Deprem kırılma hızları, vücut ve yüzey dalgalarının hızlarıyla karşılaştırılarak sınıflandırılır. Bu hızlar şunlardır:
- Sıkıştırma P-dalgası hızı (CP): En hızlı sismik dalgadır
- Makaslama S-dalgası hızı (CS): P-dalgasından daha yavaştır
- Yüzey Rayleigh dalgası hızı (CR): Yaklaşık olarak CS’nin 0.92 katıdır
Burridge (1973) tarafından gösterildiği gibi, mod II kırıklar (fay düzlemine paralel kayma) için Rayleigh ve makaslama dalga hızları arasındaki aralıkta (CR < V̄R < CS) kararlı kırılma yayılımı, öncü cepheye negatif bir enerji akışı anlamına geldiği için teorik olarak mümkün değildir. Ancak kararlı intersonic rejim, Eshelby hızı (√2CS) ile CP arasındaki kırılma hızlarını içerir.
UCLA’den araştırmacıların 2022’de yaptığı bir çalışmaya göre, süpershear depremleri sanılandan daha yaygın olabilir. Araştırmacılar, “Süpershear depremlerinin şiddetli yer sarsıntılarına neden olduğu ve daha yaygın olduğu gerçeği, deprem tehlikesi değerlendirmelerinde dikkate alınması gereken önemli bir faktördür” diye belirtmektedir (UCLA, 2022).
Süpershear Depremlerin Oluşum Mekanizmaları
Süpershear depremlerinin oluşum mekanizmaları, son yirmi yılda yoğun bir şekilde araştırılmıştır. Bu tür depremlerin oluşumunda rol oynayan çeşitli faktörler vardır:
Burridge-Andrews Mekanizması
Süpershear kırıkların anlaşılması genellikle Burridge-Andrews mekanizması bağlamında gerçekleşir. Bu mekanizmaya göre, süpershear kırıklar, bu bölgede intersonic hızlarda hareket eden stresler nedeniyle ana kırılma cephesinin önünde bir “kız kırığı”nın oluşması ve yayılmasından kaynaklanır (Andrews, 1976). Andrews sismik oranı, kırılma hızlarını sınıflandırmak için standart bir kriterdir. Bu oran, başlangıç ve kalıntı dayanımın bir oranıdır ve sub-Rayleigh kırılmaların süpershear’e hızlanıp hızlanmayacağını belirler.
Fay Geometrisi ve Stres Konsantrasyonları
Süpershear hızlar genellikle faylar boyunca stres konsantrasyonlarıyla ilişkilidir. Bu stres konsantrasyonları, kıvrımlar, köşeler ve bariyerler gibi geometrik özelliklerden veya fay heterojenliği ve pürüzlü yamalardan kaynaklanabilir. Örneğin, 2001 Kunlun (Çin) depremi ve 2018 Palu (Endonezya) depremi gibi büyük süpershear depremlerinde, fay geometrisinin önemli bir rol oynadığı düşünülmektedir (Bao vd., 2019).
Gözenek Sıvılarının Rolü
Pampillón ve arkadaşlarının (2023) yaptığı araştırmaya göre, gözenek sıvılarının varlığı ve sıkıştırılabilirliği, deprem sırasında kırılma hızını anlamak için esastır. Sıvılar, kabuk kayaçlarının gözenek boşluğunu doldurur ve gözenek basınçları fay stabilitesini anlamak için önemlidir. Kayma yayılımı sırasında hızlı deformasyonlar, drenajsız bir gözenek basıncı tepkisine yol açar. Bu tepki, sıkıştırma kırılma cephesinde çok yoğun olabilir, sürtünme zayıflamasını artırır, makaslama streslerini artırır ve süpershear kırılma yayılımını teşvik eder.
Süpershear Depremlerin Etkileri
Süpershear depremlerinin en önemli özelliklerinden biri, normal depremlerden çok daha geniş bir alanda yıkıcı etkilere sahip olabilmeleridir. Bu tür depremlerde, kırılma cephesinin önünde bir “Mach konisi” oluşur, bu da sismik enerjinin belirli yönlerde yoğunlaşmasına neden olur (Dunham & Archuleta, 2005).
Myanmar depreminde de görüldüğü gibi, süpershear depremlerinin etkileri, episantrdan çok uzak mesafelerde bile hissedilebilir. Bangkok’ta, episantrdan yaklaşık 1.000 kilometre uzaklıkta bir yüksek binanın çökmesi, bu tür depremlerin ne kadar geniş bir alanda etkili olabileceğini göstermektedir (Witze, 2025).
Süpershear depremlerinin bir diğer özelliği de, yüzey kırılmalarının çok daha uzun olabilmesidir. Myanmar depreminde, Sagaing fayı boyunca yaklaşık 500 kilometre uzunluğunda bir yüzey kırılması meydana gelmiştir (Bradley & Hubbard, 2025). Bu, normal bir depreme göre çok daha büyük bir enerji açığa çıkardığını göstermektedir.
Sonuç olarak, süpershear depremleri, sismoloji alanında hala tam olarak anlaşılamamış nadir olaylardır. Myanmar’da meydana gelen deprem, bu tür depremlerin mekanizmalarını ve etkilerini daha iyi anlamak için önemli bir fırsat sunmaktadır. Gelecekte benzer olayların etkilerinin tahmin edilmesi ve azaltılması için, süpershear depremlerinin daha detaylı incelenmesi gerekmektedir.
Myanmar Depremi ve Sagaing Fayı
Myanmar’da 28 Mart 2025 tarihinde meydana gelen 7.7 büyüklüğündeki deprem, ülkenin kalbinden geçen Sagaing fayında gerçekleşti. Bu bölümde, Sagaing fayının jeolojik özelliklerini, tarihçesini ve 28 Mart depreminin tektonik bağlamını inceleyeceğiz.

Sagaing Fayının Jeolojik Özellikleri
Sagaing fayı, Myanmar’ın kalbinden kuzey-güney doğrultusunda geçen devasa bir transform faydır. Bu fay, Hint ve Avrasya tektonik plakaları arasındaki sınır bölgesinde yer almaktadır. USGS’nin (2025) tektonik özetine göre, Sagaing fayı, Hint ve Sunda plakaları arasındaki plaka sınırını tanımlayan fay zonunda bulunan sağ yanal bir faydır. Bu tür faylarda, iki kırılmış parça birbirine göre yatay olarak hareket eder.
Sagaing fayı, Kaliforniya’daki San Andreas fayına benzer bir yapıya sahiptir. Her iki fay da strike-slip (yanal atımlı) fay olarak sınıflandırılır ve benzer sismik davranışlar gösterir (Witze, 2025). Bu tür faylarda, depremler genellikle yüzeye yakın derinliklerde meydana gelir ve bu da yüzey kırılmalarına ve geniş alanlarda hasara yol açabilir.
Sagaing fayı, Myanmar’ın tektonik yapısında merkezi bir rol oynar. Fay, ülkenin en önemli şehirlerinden biri olan Mandalay yakınlarından geçer ve ülkenin sismik riskinin önemli bir kaynağıdır. Fayın toplam uzunluğu yaklaşık 1.200 kilometre olup, Himalaya dağ oluşumu sürecinin bir parçası olarak kabul edilir (Wang vd., 2014).
Sagaing Fayının Sismik Tarihçesi
Sagaing fayı, tarih boyunca birçok büyük depreme ev sahipliği yapmıştır. USGS’nin (2025) raporuna göre, 1900’den beri 28 Mart 2025 depreminin yaklaşık 250 km çevresinde altı adet 7 ve üzeri büyüklükte deprem meydana gelmiştir. Bu depremler, bölgenin yüksek sismik aktivitesini göstermektedir.
En yakın tarihli büyük deprem, 32 binanın yıkılmasına neden olan Ocak 1990’daki 7.0 büyüklüğündeki depremdir. Ayrıca, Şubat 1912’de bugünkü depremin güneyinde 7.9 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmiştir. 1988’de ise, onlarca can kaybına neden olan 7.7 büyüklüğünde başka bir deprem yaşanmıştır (USGS, 2025).
Araştırmacılar, Sagaing fayının Mandalay yakınlarında kırılan bölümünün, uzun süredir deprem yaşamamış bir ‘sismik boşluk’ olduğunu ve bu nedenle kırılmaya yatkın olduğunu belirtmişlerdi (Hubbard, 2025). Bu durum, 28 Mart depreminin neden bu bölgede meydana geldiğini açıklamaktadır.
28 Mart 2025 Depreminin Tektonik Bağlamı
28 Mart 2025’te Myanmar’da meydana gelen 7.7 büyüklüğündeki deprem, Mandalay yakınlarında, 21.996°N 95.926°E koordinatlarında ve 10.0 km derinlikte gerçekleşti (USGS, 2025). Deprem, Hindistan ve Avrasya plakaları arasındaki yanal atımlı faylanma sonucu meydana geldi.
USGS’nin tektonik özetine göre, odak mekanizması çözümleri, depremin kuzey yönlü, dik eğimli, sağ yanal bir fayda veya batı yönlü, dik eğimli, sol yanal bir fayda meydana geldiğini göstermektedir. Sonlu fay çözümü ise, kuzey yönlü sağ yanal bir fayı işaret etmektedir. Bu odak mekanizması ve sonlu fay çözümü, depremin potansiyel olarak Sagaing Fayı’nda meydana geldiğini doğrulamaktadır.
Depremler haritada noktalar olarak gösterilse de, bu büyüklükteki depremler daha geniş bir fay alanı üzerindeki kayma olarak tanımlanmalıdır. Uydu gözlemlerinden elde edilen sonlu fay çözümü, 28 Mart 2025 depreminin boyutunun yaklaşık 460 km x 15 km (uzunluk x genişlik) olduğunu göstermektedir (USGS, 2025). Bu, depremin ne kadar büyük bir alanı etkilediğini göstermektedir.
Fay Kırılmasının Özellikleri
28 Mart depremi, Sagaing fayında olağanüstü büyük bir kırılmaya neden oldu. Hubbard’a (2025) göre, fayın iki tarafı birbirine göre 6.5 metreye kadar kaymış olabilir. Bu, “gördüğümüz en büyük yanal atımlı depremlerden biri” olarak nitelendirilmektedir.
Depremin hızı da dikkat çekicidir. Tüm kırılma yaklaşık 90 saniyede gerçekleşmiş, Mandalay’ın kuzeyinde bir fay kolu ve güneyinde ikinci bir fay kolu kırılmıştır. Güneye doğru hareket eden bu kırılmanın süpershear hızına ulaştığı, depremin enerjisinin yerküre içinden nasıl yayıldığını analiz eden çeşitli çalışmalarla doğrulanmıştır (Hubbard, 2025).
Bradley ve Hubbard (2025) tarafından yapılan uzaydan haritalandırma çalışmaları, Penwegon (18.2°N) ve Kyauk-Myaung (~22.6°N) arasında, yaklaşık 500 kilometre uzunluğunda net bir yüzey kırılması olduğunu ortaya koymuştur. Bu, depremin ne kadar büyük bir alanı etkilediğini göstermektedir.
Sagaing Fayının Gelecekteki Sismik Riski
Sagaing fayı, Myanmar için önemli bir sismik risk kaynağı olmaya devam etmektedir. USGS’nin (2025) artçı şok tahminlerine göre, depremi takip eden hafta içinde en az bir artçı şok görülme olasılığı yüksektir. M7+ artçı şok olasılığı %1’den az olsa da, M6+ artçı şok olasılığı %9, M5+ artçı şok olasılığı ise %60 olarak tahmin edilmektedir.
Sagaing fayının diğer bölümlerinde de gelecekte büyük depremlerin meydana gelme riski bulunmaktadır. Özellikle, uzun süredir deprem yaşamamış ‘sismik boşluk’ olarak adlandırılan bölgeler, gelecekteki depremlere karşı daha savunmasız olabilir.
Myanmar’ın hızlı kentleşmesi ve yapı stokunun kalitesi göz önüne alındığında, gelecekteki depremlerin potansiyel etkisi daha da büyük olabilir. Bu nedenle, Sagaing fayının daha iyi anlaşılması ve izlenmesi, deprem riskinin azaltılması için kritik öneme sahiptir.
Uzaydan Haritalandırma ve Bilimsel Gözlemler
Myanmar’da meydana gelen 7.7 büyüklüğündeki depremin en dikkat çekici özelliklerinden biri, yüzey kırılmasının uzunluğu ve uzaydan haritalandırma çalışmalarıyla detaylı bir şekilde gözlemlenebilmesidir. Bu bölümde, depremin uzaydan haritalandırılması, kullanılan teknolojiler ve elde edilen bilimsel gözlemler hakkında detaylı bilgiler sunacağız.
Uydu Görüntüleme Teknolojileri
Myanmar depreminin yüzey kırılması, modern uydu teknolojileri sayesinde uzaydan detaylı bir şekilde haritalandırılabilmiştir. Bu çalışmalarda, özellikle Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA) Sentinel-1 ve Sentinel-2 uyduları önemli rol oynamıştır (Bradley & Hubbard, 2025).
Sentinel-1, C-bant sentetik açıklıklı radar (SAR) taşıyan bir uydudur ve gece-gündüz, her türlü hava koşulunda görüntü alabilme yeteneğine sahiptir. Bu özellik, deprem sonrası hızlı değerlendirmeler için kritik öneme sahiptir. Sentinel-2 ise yüksek çözünürlüklü optik görüntüler sağlayan bir uydudur ve yeryüzündeki değişiklikleri daha detaylı gösterebilmektedir (ESA, 2023).
Bu uyduların yanı sıra, NASA/JPL/Caltech/ARIA ve Copernicus gibi kurumlar da deprem sonrası görüntüleme çalışmalarına katkıda bulunmuştur. Bu kurumların işbirliği, depremin etkilerinin kapsamlı bir şekilde anlaşılmasını sağlamıştır (Bradley & Hubbard, 2025).
Yüzey Kırılması Haritalandırması
Uzaydan yapılan yer yüzeyi hareketinin haritalandırılması, Penwegon (18.2°N) ve Kyauk-Myaung (~22.6°N) arasında net bir yüzey kırılması olduğunu ortaya koymuştur. Bu mesafe yaklaşık 500 kilometre uzunluğundadır ve depremin ne kadar büyük bir alanı etkilediğini göstermektedir (Bradley & Hubbard, 2025).
Uydu görüntülerinde, mavi pikseller kuzeye, kırmızı pikseller ise güneye doğru hareket etmiştir. Yüzey kırılması, fay boyunca renklerin keskin bir şekilde değişmesiyle (kırmızı ve mavi) belirgindir. Sagaing Fayı’nın izini takip eden hafif kavisli bir kırılma görülmektedir. Fay kuzey-güney doğrultusunda ve yanal atımlı olduğu için, doğu-batı bileşeni (görüntülerde gösterilmeyen) çok daha küçüktür (Bradley & Hubbard, 2025).
Ulusal Tayvan Üniversitesi’nden Zixin Lee tarafından üretilen benzer bir görüntü, fay boyunca kayma miktarının 4-5 metreye ulaştığını ve kırılma uzunluğunun çoğunda yüzeyde 3 metreden fazla kayma olduğunu göstermektedir. Bu, depremin ne kadar büyük bir enerji açığa çıkardığını göstermektedir (Bradley & Hubbard, 2025).
InSAR ve Piksel İzleme Teknikleri
Deprem sonrası yüzey hareketlerini incelemek için iki temel teknik kullanılmıştır: InSAR (Interferometric Synthetic Aperture Radar) ve piksel izleme.
InSAR, yeryüzünün dikey ve yatay hareketlerine duyarlı bir tekniktir ve piksel izlemeden çok daha küçük yüzey yer değiştirmelerini algılayabilir. InSAR görüntülerinde, tekrarlayan renk bantları bir tür hareket konturları gibidir. Her tekrarlayan renk bandı, radar dalgasının bir döngüsünü temsil eder ve uyduya doğru veya uzağa doğru 2.8 santimetrelik bir hareketi gösterir (Bradley & Hubbard, 2025).
Piksel izleme tekniği ise, deprem öncesi ve sonrası görüntülerin karşılaştırılmasıyla yüzey hareketinin hesaplanmasını sağlar. Bu teknik, özellikle büyük yer değiştirmelerin olduğu alanlarda etkilidir. Sentinel-2 görüntüsünün çözünürlüğü Sentinel-1’den daha yüksek olduğu için, merkezi ve kuzey kısımlardaki kırılma daha detaylı görüntülenebilmiştir (Bradley & Hubbard, 2025).
Fay Kayması Ölçümleri ve Yüzey Deformasyonu
Uzaydan yapılan ölçümler, Sagaing fayı boyunca önemli miktarda kayma olduğunu göstermiştir. Zhenjiang Liu tarafından yapılan InSAR analizleri, kırılmanın Nay Pyi Taw’dan güneye doğru uzandığını ve en güneydeki lobun ana kırılma bölgesinden izole olduğunu göstermiştir. Sürekli büyük kaymanın olduğu alan, yaklaşık 18.5°N’ye kadar uzanmaktadır (Bradley & Hubbard, 2025).
USGS’nin kayma modeli de, Sentinel-2’den elde edilen yüzey kayması tahminlerini ve Myanmar’daki iki güçlü hareket sismik istasyonunu içerecek şekilde güncellenmiştir. Bu model, yüzey ofset verileriyle kabaca hizalanmış ve depremin karmaşık doğasını ortaya koymuştur (USGS, 2025).
Piksel izleme ve InSAR verilerinin her ikisi de, kalıcı zemin yer değiştirmesinin fay hattı boyunca yoğunlaştığını göstermiştir. Bu dar bölge, deprem sırasında en yüksek MMI (şiddet) yoğunluklarının da meydana geldiği yerdir (Bradley & Hubbard, 2025).
Bilimsel Gözlemlerin Önemi
Uzaydan yapılan haritalandırma çalışmaları, Myanmar depreminin süpershear karakterini doğrulamış ve fay kırılmasının uzunluğunu ve şiddetini ortaya koymuştur. Bu gözlemler, depremin mekanizmasının daha iyi anlaşılmasını sağlamıştır.
Ayrıca, bu tür çalışmalar, gelecekteki depremlerin etkilerinin tahmin edilmesi ve azaltılması için de önemlidir. Uzaydan haritalandırma teknikleri, deprem sonrası hasar değerlendirmesi ve kurtarma çalışmalarının planlanması için de kritik bilgiler sağlamaktadır (ESA, 2023).
Myanmar depreminin uzaydan haritalandırılması, bilim insanlarının işbirliği ve veri paylaşımının önemini de vurgulamıştır. Dünyanın dört bir yanındaki araştırmacılar, sonuçlarını hızla üretip paylaşarak, depremin etkilerinin kapsamlı bir şekilde anlaşılmasına katkıda bulunmuşlardır (Bradley & Hubbard, 2025).
Gelecekte, daha yüksek çözünürlüklü optik görüntüler kullanılarak, fay kayması yüzeyde daha detaylı haritalandırılabilecek ve kaymış yollar ve arazi şekilleri gibi detaylar ile sıvılaşma kaynaklı çökme bölgeleri belirlenebilecektir. Bu tür çalışmalar, depremin tam etkisinin anlaşılması ve gelecekteki risklerin değerlendirilmesi için önemlidir (Bradley & Hubbard, 2025).
Depremin Etkileri ve İnsani Boyut
28 Mart 2025 tarihinde Myanmar’da meydana gelen 7.7 büyüklüğündeki deprem, sadece bilimsel açıdan değil, insani boyutuyla da büyük önem taşımaktadır. Bu bölümde, depremin neden olduğu can kayıpları, yaralanmalar, altyapı hasarı ve ekonomik etkileri inceleyeceğiz. Ayrıca, arama-kurtarma çalışmalarındaki zorluklar ve Myanmar’daki siyasi durumun deprem müdahalesine etkilerini ele alacağız.
Can Kaybı ve Yaralanmalar
Myanmar’da meydana gelen 7.7 büyüklüğündeki deprem, en az 2.700 kişinin hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Ancak uzmanlar, nihai ölü sayısının çok daha yüksek olacağını tahmin etmektedir (Witze, 2025). Depremin yıkıcı etkisi, özellikle Sagaing fayı boyunca uzanan yerleşim yerlerinde yoğunlaşmıştır.
USGS’nin PAGER (Prompt Assessment of Global Earthquakes for Response) sistemi, deprem için “KIRMIZI” alarm seviyesi vermiştir. Bu, ekonomik kayıpların ve can kayıplarının çok yüksek olacağını gösteren bir uyarıdır (USGS, 2025). PAGER tahminleri, depremin şiddeti, etkilenen nüfus ve bölgedeki yapı kalitesi gibi faktörlere dayanmaktadır.
Yaralı sayısı hakkında kesin bilgiler olmasa da, binlerce kişinin yaralandığı tahmin edilmektedir. Sağlık altyapısının yetersizliği ve ulaşım zorluklarından dolayı, yaralılara yeterli tıbbi yardım sağlanması büyük bir zorluk teşkil etmektedir (Mizzima, 2025).
Altyapı Hasarı ve Ekonomik Etkiler
Deprem, Myanmar genelinde ve daha az ölçüde komşu Tayland’da yaygın hasara neden olmuştur. Özellikle Mandalay ve çevresindeki yerleşim yerlerinde, binlerce bina tamamen yıkılmış veya ağır hasar görmüştür. Bangkok’ta bile, episantrdan yaklaşık 1.000 kilometre uzaklıkta, inşaat halindeki en az bir yüksek bina çökmüştür (Witze, 2025).
Miyamoto International’ın (2025) raporuna göre, depremin ekonomik etkisi milyarlarca dolar seviyesinde olabilir. Altyapı hasarı, yollar, köprüler, elektrik şebekeleri ve su sistemlerini etkilemiştir. Bu durum, kurtarma çalışmalarını zorlaştırmakta ve etkilenen bölgelerde günlük yaşamı felce uğratmaktadır.
Myanmar Mühendislik Konseyi, deprem sonrası bina durumunu incelemek ve değerlendirmek için çalışmalar organize etmektedir (Bradley & Hubbard, 2025). Ancak, ülkenin siyasi durumu ve kaynakların sınırlı olması nedeniyle, bu çalışmalar yavaş ilerlemektedir.
Arama-Kurtarma Çalışmaları ve Zorluklar
Myanmar’daki arama-kurtarma çalışmaları, 2021’de askeri darbe sonrası başlayan iç savaş nedeniyle büyük ölçüde engellenmektedir. Ülkenin birçok bölgesinde devam eden çatışmalar, kurtarma ekiplerinin güvenli bir şekilde çalışmasını zorlaştırmaktadır (Witze, 2025).
Uluslararası yardım kuruluşları, depremden etkilenen bölgelere ulaşmakta zorluk çekmektedir. Birleşmiş Milletler, Sınır Tanımayan Doktorlar, Kızılhaç, Uluslararası Kurtarma Komitesi ve UNICEF gibi kuruluşlar, kurtarma ve yardım çalışmalarını desteklemek için fon toplamaktadır (Bradley & Hubbard, 2025). Ancak, bu yardımların etkilenen bölgelere ulaştırılması, lojistik zorluklar ve güvenlik sorunları nedeniyle karmaşık bir süreçtir.
Arama-kurtarma çalışmalarındaki bir diğer zorluk da, depremin geniş bir alanı etkilemiş olmasıdır. Yaklaşık 500 kilometre uzunluğundaki fay kırılması boyunca, birçok yerleşim yeri hasar görmüştür. Bu durum, kurtarma kaynaklarının geniş bir alana dağıtılmasını gerektirmekte ve çalışmaların etkinliğini azaltmaktadır (EERI, 2025).
Myanmar’daki Siyasi Durum ve Deprem Müdahalesine Etkileri
Myanmar’daki siyasi durum, deprem müdahalesini önemli ölçüde etkilemektedir. 2021 yılında gerçekleşen askeri darbe sonrasında, ülke derin bir siyasi krize girmiştir. Bu durum, deprem öncesinde de ülkenin afet yönetimi kapasitesini zayıflatmıştı (Witze, 2025).
Askeri yönetim, uluslararası yardım kuruluşlarının ülkeye girişini ve faaliyetlerini sınırlandırmaktadır. Bu durum, dış yardımın etkilenen bölgelere ulaşmasını zorlaştırmaktadır. Ayrıca, ülke içindeki sivil toplum kuruluşları da baskı altında olduğundan, yerel düzeyde organize yardım çalışmaları da sınırlıdır (Mizzima, 2025).
Darbe ayrıca, Myanmar’daki bilim insanlarının ülkenin sismik aktivitesini izleme yeteneğini de önemli ölçüde azaltmıştır. Bu durum, deprem sonrası artçı şokların izlenmesini ve gelecekteki risklerin değerlendirilmesini zorlaştırmaktadır (Witze, 2025).
İnsani Krizin Boyutları
Deprem, Myanmar’da zaten var olan insani krizi daha da derinleştirmiştir. Birleşmiş Milletler’in tahminlerine göre, deprem öncesinde bile ülkede milyonlarca insan insani yardıma muhtaç durumdaydı. Deprem sonrasında, bu sayının daha da artması beklenmektedir (United Nations, 2025).
Depremden etkilenen bölgelerde, temiz su, gıda, barınma ve tıbbi malzeme gibi temel ihtiyaçlara erişim büyük bir sorun haline gelmiştir. Özellikle kırsal alanlarda, yardımların ulaşması günler hatta haftalar alabilmektedir (Doctors Without Borders, 2025).
Deprem ayrıca, psikolojik travma ve uzun vadeli sosyal etkilere de neden olmaktadır. Evlerini, sevdiklerini ve geçim kaynaklarını kaybeden insanlar için, toparlanma süreci uzun ve zorlu olacaktır. Bu durum, Myanmar’ın zaten karmaşık olan sosyal ve ekonomik sorunlarını daha da ağırlaştırmaktadır (Red Cross, 2025).
Uluslararası Toplumun Tepkisi
Uluslararası toplum, Myanmar’daki depreme hızla tepki göstermiştir. Birçok ülke ve uluslararası kuruluş, yardım teklifinde bulunmuş ve fon sağlamıştır. Ancak, bu yardımların etkilenen bölgelere ulaştırılması, yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı zorlu bir süreçtir (International Rescue Committee, 2025).
Komşu ülkeler, özellikle Tayland, Hindistan ve Çin, arama-kurtarma ekipleri ve insani yardım malzemeleri göndererek destek sağlamıştır. Ancak, bu yardımların koordinasyonu ve dağıtımı, Myanmar’daki karmaşık siyasi durum nedeniyle zorlaşmaktadır (UNICEF, 2025).
Sonuç olarak, Myanmar’daki deprem, sadece jeolojik bir olay değil, aynı zamanda karmaşık bir insani kriz olarak da değerlendirilmelidir. Depremin tam etkisinin anlaşılması ve etkilenen toplulukların toparlanması için, uluslararası işbirliği ve uzun vadeli destek kritik öneme sahiptir.
Bilimsel İzleme ve Veri Toplama Zorlukları
Myanmar’da meydana gelen 7.7 büyüklüğündeki depremin bilimsel açıdan incelenmesi, ülkenin içinde bulunduğu siyasi durum nedeniyle önemli zorluklarla karşılaşmaktadır. Bu bölümde, Myanmar’daki sismik izleme ağının durumunu, 2021 darbesinin bilimsel çalışmalara etkisini, uluslararası işbirliği ve veri paylaşımı konularını ve artçı şokların izlenmesindeki zorlukları ele alacağız.
Myanmar’daki Sismik İzleme Ağının Durumu
Myanmar’daki sismik izleme ağı, 2010’lu yıllarda uluslararası işbirlikleri sayesinde genişlemiş ve gelişmişti. Ancak, 2021 yılındaki askeri darbe sonrasında, bu ağın kapasitesi önemli ölçüde azalmıştır. Witze’nin (2025) raporuna göre, darbe sonrasında ülkedeki sismometrelerin sayısı azalmış ve Myanmar Meteoroloji ve Hidroloji Departmanı’na (DMH) bilgi akışı sınırlanmıştır.
Singapur Dünya Gözlemevi (EOS) seismoloğu Shengji Wei’nin açıklamasına göre, EOS geçen yıl “darbe, pandemi ve sonuç olarak lojistik zorluklar nedeniyle” Myanmar’daki sismik izleme ağının üçte ikisini kaldırmıştır. Kalan on istasyon DMH’ye bağışlanmış, ancak araştırmacılar şu anda bu istasyonlardan ne kadar veri alabileceklerini anlamaya çalışmaktadırlar (Witze, 2025).
Bu durum, depremin tam etkisinin değerlendirilmesini ve artçı şokların izlenmesini zorlaştırmaktadır. Sismik izleme ağının yetersizliği, gelecekteki depremlerin tahmin edilmesi ve hazırlık yapılması açısından da önemli bir engel teşkil etmektedir.
2021 Darbesinin Bilimsel Çalışmalara Etkisi
2021 yılında gerçekleşen askeri darbe, Myanmar’daki bilimsel çalışmaları birçok açıdan olumsuz etkilemiştir. Darbe sonrasında, uluslararası bilimsel işbirlikleri azalmış, ülkedeki bilim insanlarının çalışma koşulları zorlaşmış ve veri toplama imkanları sınırlanmıştır (Witze, 2025).
Darbe öncesinde, Myanmar’daki bilim insanları uluslararası kurumlarla işbirliği yaparak ülkenin sismik risklerini değerlendirme ve izleme konusunda önemli ilerlemeler kaydetmişti. Ancak darbe sonrasında, bu işbirlikleri büyük ölçüde kesintiye uğramıştır. Uluslararası kurumlar, güvenlik endişeleri ve lojistik zorluklar nedeniyle Myanmar’daki faaliyetlerini azaltmak zorunda kalmıştır (Hough, 2025).
Ayrıca, darbe sonrasında ülkedeki bilim insanları üzerindeki baskı artmış ve birçok araştırmacı ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştır. Bu durum, ülkenin bilimsel kapasitesini önemli ölçüde zayıflatmıştır. Kalan bilim insanları ise, sınırlı kaynaklar ve zorlu koşullar altında çalışmak zorunda kalmaktadır (Mizzima, 2025).
Uluslararası İşbirliği ve Veri Paylaşımı
Myanmar depreminin bilimsel incelenmesi, uluslararası işbirliği ve veri paylaşımının önemini bir kez daha ortaya koymuştur. Ülkedeki sismik izleme ağının yetersizliğine rağmen, uluslararası kurumlar ve komşu ülkeler, depremin anlaşılmasına katkıda bulunmuştur.
ABD Jeolojik Araştırma Kurumu (USGS) ile işbirliği içinde yükseltilen en az iki sismik istasyon, deprem sırasında ölçümler yapmayı başarmıştır. USGS seismoloğu Susan Hough’a göre, araştırmacılar ayrıca Tayland’daki ulusal sismik ağdan gelen verileri kullanarak depremi ve özellikle artçı şokları daha iyi anlamaya çalışmaktadır (Witze, 2025).
Bradley ve Hubbard’ın (2025) belirttiği gibi, dünyanın dört bir yanındaki bilim insanları, sonuçlarını hızla üretip paylaşarak depremin etkilerinin kapsamlı bir şekilde anlaşılmasına katkıda bulunmuşlardır. Özellikle, Zixin Lee, Zhenjiang Liu, Dr. Robert Zinke, Dr. Mary Grace Bato, Dr. Cole Speed, Dr. Eric Fielding ve Dr. Harsha Bhat gibi araştırmacıların katkıları önemlidir.
Bu tür uluslararası işbirlikleri, özellikle siyasi krizler ve doğal afetler sırasında bilimsel verilerin toplanması ve analiz edilmesi için kritik öneme sahiptir. Ancak, Myanmar’daki mevcut durum, bu tür işbirliklerinin sürdürülmesini zorlaştırmaktadır.
Artçı Şokların İzlenmesi ve Tahminler
Büyük depremlerin ardından artçı şokların izlenmesi, hem bilimsel anlayış hem de halk güvenliği açısından önemlidir. Myanmar depreminden sonra, USGS artçı şok tahminleri yayınlamıştır. Bu tahminlere göre, depremi takip eden hafta içinde en az bir artçı şok görülme olasılığı yüksektir. M7+ artçı şok olasılığı %1’den az olsa da, M6+ artçı şok olasılığı %9, M5+ artçı şok olasılığı ise %60 olarak tahmin edilmektedir (USGS, 2025).
Ancak, Myanmar’daki sismik izleme ağının yetersizliği, artçı şokların doğru bir şekilde tespit edilmesini ve konumlandırılmasını zorlaştırmaktadır. Bu durum, potansiyel tehlikelerin değerlendirilmesini ve halkın uyarılmasını da güçleştirmektedir.
Tayland’daki ulusal sismik ağ, Myanmar sınırına yakın bölgelerdeki artçı şokları izlemede önemli bir rol oynamaktadır. Ancak, bu ağın kapsama alanı sınırlıdır ve Myanmar’ın iç kesimlerindeki aktiviteyi tam olarak izleyememektedir (Hough, 2025).
Veri Toplama ve Analiz Zorlukları
Myanmar depreminin bilimsel incelenmesinde karşılaşılan bir diğer zorluk da, veri toplama ve analiz süreçleridir. Depremin geniş bir alanı etkilemesi ve bazı bölgelere erişimin zor olması, saha çalışmalarını zorlaştırmaktadır.
Uzaydan haritalandırma teknikleri, bu zorluğun aşılmasında önemli bir rol oynamıştır. Sentinel-1 ve Sentinel-2 uyduları gibi uzaktan algılama araçları, yüzey kırılmasının haritalandırılması ve yer değiştirme miktarlarının ölçülmesi için kritik veriler sağlamıştır (Bradley & Hubbard, 2025).
Ancak, uydu verilerinin doğrulanması ve daha detaylı analizler için saha çalışmaları hala gereklidir. Myanmar’daki mevcut durum, bu tür çalışmaların yapılmasını zorlaştırmaktadır. Ayrıca, deprem öncesi ve sonrası durumun karşılaştırılması için gerekli olan temel veriler de sınırlıdır.
Bilimsel Verilerin Önemi ve Geleceğe Yönelik Öneriler
Myanmar depreminin bilimsel incelenmesindeki zorluklara rağmen, elde edilen veriler ve analizler, süpershear depremleri hakkında değerli bilgiler sağlamıştır. Bu tür bilimsel çalışmalar, gelecekteki depremlerin daha iyi anlaşılması ve etkilerinin azaltılması için kritik öneme sahiptir.
Gelecekte benzer zorlukların aşılması için, uluslararası işbirliğinin güçlendirilmesi, uzaktan algılama teknolojilerinin geliştirilmesi ve veri paylaşımının artırılması önemlidir. Ayrıca, siyasi krizler ve doğal afetler sırasında bile bilimsel çalışmaların sürdürülebilmesi için alternatif mekanizmaların geliştirilmesi gerekmektedir.
Myanmar’daki sismik izleme ağının yeniden güçlendirilmesi ve modernleştirilmesi, ülkenin deprem riskinin daha iyi anlaşılması ve yönetilmesi için öncelikli bir hedef olmalıdır. Bu, uluslararası toplumun desteği ve işbirliği ile mümkün olabilir.
Sonuç ve Gelecek Perspektifleri
Myanmar’da 28 Mart 2025 tarihinde meydana gelen 7.7 büyüklüğündeki deprem, hem bilimsel açıdan hem de insani boyutuyla önemli dersler sunmaktadır. Bu bölümde, Myanmar depreminden çıkarılan dersleri, süpershear depremlerinin daha iyi anlaşılması için önerileri, deprem hazırlığı ve risk azaltma stratejilerini ve gelecekteki araştırmalar için önerileri ele alacağız.
Myanmar Depreminden Çıkarılan Dersler
Myanmar depremi, süpershear depremlerinin sanılandan daha yaygın olabileceğini ve bu tür depremlerin olağanüstü yıkıcı etkilere sahip olabileceğini göstermiştir. Depremin yaklaşık 500 kilometre uzunluğunda bir fay kırılmasına neden olması ve episantrdan 1.000 kilometre uzaklıktaki Bangkok’ta bile hasara yol açması, süpershear depremlerinin etki alanının ne kadar geniş olabileceğini ortaya koymuştur (Bradley & Hubbard, 2025).
Deprem ayrıca, siyasi istikrarsızlık ve çatışmaların, doğal afetlerin etkilerini nasıl ağırlaştırabileceğini de göstermiştir. Myanmar’daki askeri darbe sonrası devam eden iç savaş, arama-kurtarma çalışmalarını zorlaştırmış ve uluslararası yardımın etkilenen bölgelere ulaşmasını engellemiştir (Witze, 2025). Bu durum, doğal afet riskinin azaltılması için siyasi istikrarın ve barışın önemini vurgulamaktadır.
Bir diğer önemli ders de, bilimsel izleme ve veri toplama kapasitesinin sürdürülmesinin önemidir. Myanmar’daki sismik izleme ağının darbe sonrası zayıflaması, depremin tam etkisinin değerlendirilmesini ve artçı şokların izlenmesini zorlaştırmıştır (Hough, 2025). Bu durum, siyasi krizler sırasında bile bilimsel altyapının korunması gerektiğini göstermektedir.
Süpershear Depremlerinin Daha İyi Anlaşılması İçin Öneriler
Myanmar depremi, süpershear depremlerinin mekanizmalarının daha iyi anlaşılması için önemli bir fırsat sunmaktadır. Bu tür depremlerin oluşum koşulları, yayılma dinamikleri ve etkileri hakkında daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir.
Pampillón ve arkadaşlarının (2023) önerdiği gibi, gözenek sıvılarının süpershear depremlerin oluşumundaki rolü daha detaylı incelenmelidir. Gözenek basıncının kırılma cephesinde nasıl yoğunlaştığı ve bu durumun fay kaymasını nasıl etkilediği, süpershear depremlerinin daha iyi anlaşılması için önemlidir.
Ayrıca, fay geometrisi ve stres konsantrasyonlarının süpershear depremlerin oluşumundaki rolü de daha detaylı araştırılmalıdır. Myanmar’daki Sagaing fayının hangi özelliklerinin süpershear kırılmayı teşvik ettiği, benzer fayların risk değerlendirmesi için önemli bilgiler sağlayabilir (Bao vd., 2019).
Süpershear depremlerin yer hareketleri ve hasar potansiyeli de daha detaylı incelenmelidir. Bu tür depremlerin neden olduğu Mach konisi ve sismik enerji yoğunlaşması, bina tasarımı ve deprem mühendisliği açısından önemli çıkarımlar sunmaktadır (Dunham & Archuleta, 2005).
Deprem Hazırlığı ve Risk Azaltma Stratejileri
Myanmar depremi, deprem hazırlığı ve risk azaltma stratejilerinin önemini bir kez daha vurgulamıştır. Özellikle süpershear depremlerin geniş etki alanı göz önüne alındığında, risk değerlendirmelerinin ve hazırlık planlarının buna göre güncellenmesi gerekmektedir.
UCLA’den araştırmacıların (2022) belirttiği gibi, “Süpershear depremlerinin şiddetli yer sarsıntılarına neden olduğu ve daha yaygın olduğu gerçeği, deprem tehlikesi değerlendirmelerinde dikkate alınması gereken önemli bir faktördür.” Bu nedenle, deprem tehlikesi haritaları ve bina yönetmelikleri, süpershear depremlerin potansiyel etkilerini de içerecek şekilde güncellenmelidir.
Ayrıca, erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması da önemlidir. Myanmar’daki sismik izleme ağının zayıflığı, bu tür sistemlerin önemini bir kez daha göstermiştir. Özellikle, komşu ülkelerle işbirliği yapılarak bölgesel erken uyarı sistemleri kurulması, can kayıplarının azaltılmasına yardımcı olabilir (EERI, 2025).
Toplum temelli afet risk azaltma programları da güçlendirilmelidir. Bu programlar, toplulukların deprem öncesi, sırası ve sonrasında ne yapacaklarını bilmelerini sağlar ve afetlerin etkilerini azaltmada önemli bir rol oynar. Özellikle, siyasi istikrarsızlık ve çatışmaların olduğu bölgelerde, bu tür programlar daha da önemlidir (Red Cross, 2025).
Gelecekteki Araştırmalar İçin Öneriler
Myanmar depremi, gelecekteki araştırmalar için birçok yeni soru ve fırsat sunmaktadır. Özellikle, süpershear depremlerin daha iyi anlaşılması için daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir.
Uzaydan haritalandırma teknikleri, depremin etkilerinin kapsamlı bir şekilde anlaşılmasında önemli bir rol oynamıştır. Gelecekte, daha yüksek çözünürlüklü optik görüntüler kullanılarak, fay kayması yüzeyde daha detaylı haritalandırılabilir ve kaymış yollar ve arazi şekilleri gibi detaylar ile sıvılaşma kaynaklı çökme bölgeleri belirlenebilir (Bradley & Hubbard, 2025).
Ayrıca, süpershear depremlerin oluşum koşulları ve yayılma dinamikleri hakkında daha fazla teorik ve deneysel çalışma yapılması gerekmektedir. Bu tür çalışmalar, süpershear depremlerin daha iyi tahmin edilmesine ve etkilerinin azaltılmasına yardımcı olabilir (Bhat, 2021).
Sismik izleme ağlarının güçlendirilmesi ve modernleştirilmesi de gelecekteki araştırmalar için önemlidir. Özellikle, siyasi krizler ve doğal afetler sırasında bile çalışabilecek dayanıklı izleme sistemlerinin geliştirilmesi, deprem bilimi için kritik öneme sahiptir (Hough, 2025).
Uluslararası İşbirliğinin Önemi
Myanmar depremi, uluslararası işbirliğinin önemini bir kez daha vurgulamıştır. Deprem sonrası bilimsel verilerin toplanması ve analiz edilmesi, dünyanın dört bir yanındaki araştırmacıların işbirliği sayesinde mümkün olmuştur (Bradley & Hubbard, 2025).
Gelecekte, özellikle siyasi krizler ve doğal afetler sırasında bile bilimsel işbirliğinin sürdürülebilmesi için alternatif mekanizmaların geliştirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, deprem verilerinin ve araştırma sonuçlarının açık bir şekilde paylaşılması, deprem biliminin ilerlemesi için kritik öneme sahiptir.
Uluslararası toplumun, deprem riski yüksek olan ülkelerin sismik izleme kapasitelerini güçlendirmelerine yardımcı olması da önemlidir. Bu, teknik destek, eğitim ve finansal yardım şeklinde olabilir. Özellikle, gelişmekte olan ülkelerde ve siyasi istikrarsızlık yaşayan bölgelerde, bu tür destekler hayati öneme sahiptir.
Sonuç
Myanmar’da meydana gelen 7.7 büyüklüğündeki deprem, süpershear depremlerinin nadir görülen doğası, yıkıcı etkileri ve bilimsel önemi hakkında değerli bilgiler sağlamıştır. Bu deprem, sadece jeolojik bir olay değil, aynı zamanda karmaşık bir insani kriz olarak da değerlendirilmelidir.
Depremin tam etkisinin anlaşılması ve etkilenen toplulukların toparlanması için, uluslararası işbirliği ve uzun vadeli destek kritik öneme sahiptir. Ayrıca, bu tür depremlerin daha iyi anlaşılması ve gelecekteki risklerin azaltılması için, süpershear depremleri hakkında daha fazla araştırma yapılması gerekmektedir.
Sonuç olarak, Myanmar depremi, deprem bilimi, afet yönetimi ve insani yardım alanlarında önemli dersler sunmaktadır. Bu derslerin dikkate alınması ve uygulanması, gelecekteki depremlerin etkilerinin azaltılmasına ve daha dirençli toplulukların oluşturulmasına yardımcı olacaktır.
Kaynakça
- Andrews, D. J. (1976). Rupture velocity of plane strain shear cracks. Journal of Geophysical Research, 81(32), 5679-5687.
- Bao, H., Ampuero, J. P., Meng, L., Fielding, E. J., Liang, C., Milliner, C. W., … & Huang, H. (2019). Early and persistent supershear rupture of the 2018 magnitude 7.5 Palu earthquake. Nature Geoscience, 12(3), 200-205.
- Bhat, H. S. (2021). Supershear Earthquakes. Annual Review of Earth and Planetary Sciences, 49, 263-289.
- Bradley, K., & Hubbard, J. (2025). Surface ruptures of the Myanmar M7.7 earthquake mapped from space. Earthquake Insights. https://doi.org/10.62481/51b7df8c
- Burridge, R. (1973). Admissible speeds for plane-strain self-similar shear cracks with friction but lacking cohesion. Geophysical Journal International, 35(4), 439-455.
- Doctors Without Borders. (2025). Myanmar earthquake response: Urgent medical needs in affected areas. Médecins Sans Frontières.
- Dunham, E. M. (2023). Supershear Rupture Dynamics. Stanford University.
- Dunham, E. M., & Archuleta, R. J. (2005). Near-source ground motion from steady state dynamic rupture pulses. Geophysical Research Letters, 32(3).
- EERI. (2025). EERI Response to March 28, 2025 M7.7 Mandalay, Myanmar Earthquake. Earthquake Engineering Research Institute.
- ESA. (2023). Sentinel satellites monitor earthquake activity. European Space Agency.
- Hough, S. (2025). Seismic monitoring challenges in Myanmar following the M7.7 earthquake. US Geological Survey.
- Hubbard, J. (2025). Analysis of the Myanmar earthquake rupture characteristics. Cornell University.
- International Rescue Committee. (2025). Myanmar earthquake: Humanitarian response update. IRC.
- Mizzima. (2025). Myanmar earthquake: Impact assessment and recovery challenges. Mizzima News.
- Pampillón, P., Santillán, D., Mosquera, J. C., & Cueto-Felgueroso, L. (2023). The role of pore fluids in supershear earthquake ruptures. Scientific Reports, 13(1), 287.
- Red Cross. (2025). Myanmar earthquake: Red Cross response and community resilience. International Federation of Red Cross and Red Crescent Societies.
- Tilmann, F. (2025). Analysis of the Myanmar M7.7 earthquake: A supershear event. GFZ Helmholtz Centre for Geosciences.
- UCLA. (2022). Violent supershear earthquakes are more common than previously thought. UCLA Newsroom.
- UNICEF. (2025). Myanmar earthquake: Impact on children and emergency response. United Nations Children’s Fund.
- United Nations. (2025). Myanmar earthquake: Humanitarian situation report. United Nations Office for the Coordination of Humanitarian Affairs.
- USGS. (2025). M 7.7 – 2025 Mandalay, Burma (Myanmar) Earthquake. United States Geological Survey.
- Wang, Y., Sieh, K., Tun, S. T., Lai, K. Y., & Myint, T. (2014). Active tectonics and earthquake potential of the Myanmar region. Journal of Geophysical Research: Solid Earth, 119(4), 3767-3822.
- Witze, A. (2025). Deadly Myanmar earthquake was probably a rare rupture, scientists say. Nature, 600, 201-202.
Makaleye Yorum Yaz Rastgele Makale Getir
Makale Arşivi sitesinden daha fazla şey keşfedin
En son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için ücretsiz abone olun.
Bangkok’ta inşa halindeyken yıkılan gökdelenin görüntüsü korkunçtu.