Köşe YazılarıTanınmış Kişi

Sanat Ruhlu Prof. Dr. Nazım Uluocak Hocanın Erken Ölümü

Birlikte aynı kurum çatısı altıda çalıştığın insanların bazıları çalıştığı kurumun niteliğini ve kültürünü taşır. O insanların varlığı insanı ve temsil ettiği kurumu hep yüceltir ve ortama pozitif katkı sağlar. Üniversite gibi bir yerde bilimsel araştırma mantığını kavramış olmak, bilime katkı yapacak insanların yaşamına dokunmak bazen çok daha önemlidir. Kurumları kurum yapan binaları ve diğer sahip olduğunuz alt yapı ve ürettiğiniz makalelerden önce kurumlara değer katan bilgi, tutum ve ilk sırada da insanı değerlere sahibi olmak gelmelidir. Prof. Dr. Nazım Uluocak hocada kurumsal kültüre olan özgün kişilikli bir tutum sahibiydi.

Prof Dr Nazım Uluocak hocamızda beyaz atına binip sonsuzluğa doğru bu dünyadan ayrıldı. Öğrenciliğimin ilk yılında zootekni dersi alırken tavukçuluk bölümünü Prof. Dr. Nazım Uluocak hoca anlatmıştı. Nazım hoca benim için sadece bir hocam değil, insani ilişkileri ve tutumu ile aklımda kalan ilk intibaaydı. Hatırımdaki en eski geniş anlamda tanışmışlığımız profesör kadrosuna atandıktan sonra hayırlamaya gelmişti. O zaman akademik aşamalarda yükseltmeler uzun süreli kutlamalar yapılarak kutlanırdı. “Dükkân” tabiri ile mesai sonrası ziyaretler yapılır, ev sahibinin ikramları ile insanlar bir araya gelir ve uzun süreli sohbetler olurdu. İnsanların birbirlerini tanımaları ve karşılıklı güzel zaman geçirmeleri çok önemserim. Nazım hocam beni hayırlamaya gelirken kendisinin yaptığı be renkli demir perdelerin ardına parlayan güneş portresi getirmişti. Benim için çok önemli bir portre halen odamda duvarın başköşesinde tutarım. Hocam ile sohbetlerimizde doğanın yasalarını bütünlüklü anlamış ve yaşamı ve olayları kavraması ve okuması güçlü bir kişilik oluğunu hissetmiştim.

Ancak hoca çok talepkar ve çıkarı için kimseden bir şey isteyen ve mücadeleye hatta çatışmaya giren biri değildi. Sanat eksenli düşünen bir hocamızdı. Resim yapma dışında fotoğrafa da merak olduğunu çok sonra fark ettim. Haziran sıcaklarının yükseldiği bir hafta sonu çok erken saatlerde Erdemli yakınlarında Akdeniz’in kıyısında yürüyüşte sabahın ilk ışıkları ile Nazım hocanın fotoğraflar çektiğini görmüştüm. Sabah insanlar kıyıya gelmeden kıyıya gelen karga ve diğer kuşları gözlediğini belirtmişti. Hocam çalıştığı temel bilim alanı kanalılardı. Üniversite kafeteryasında tavuk yemeğinin çıktığı bir gün hocanın masasında tavuğun nasıl yenildiğini filim izler gibi izledik. Nazım hocam Yunus Emre’nin hep aynı boy odunlar taşıdığı gibi, tavuğun kemiklerini etten bir sanat eseri yapar gibi mükemmel bir biçimde ayıklayıp tabağın kenarına düzgün bir şekilde üst üste sıralaması görülmeye değerdi. Masadakilerde hayranlıkla barakan tam bir el becerisi ve sanatsal sunum gibiydi.

İlginizi Çekebilir
Makale Devam Ediyor

Emekliliği sonrası zaman zaman karşılaştığımızda kısa ancak nitelikli sohbetler ederdik. Her zaman motive eden, pozitif bir tutum sergilediğini hissederdim. Ancak bir o kadar da olaylar karşısında çok hassastı. Ailesi ve öğrencileri söz konusu olduğunda ne kadar üzerinde hassasiyet gösterdiğini konuşmalarında anlaşılıyordu.

Her yönü ile saygın, dürüst değerleri ve ölçü sahibi, erdemli çalışkan yenilikçi bir bilim insanıydı. Çok bilge, duyarlı bir o kadar da sakin saygın bir kişilikti. Kadirşinas çalışkan, duyarlı sanat ruhlu, insan ve doğa dostu, değerli hocam, meslektaşım ve abim. Bilme ki daha nasıl anlatayım kadir kıymet bilen hocamı.

Ahmet Arifin dediği gibi;
Seni, anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.

Evet, bazen kelimelere yetmiyor karat’ı yüksek insanları anlatmaya. Ozan Hasan Hüseynin dediği gibi “Haziranda ölmek zor!” Haziranda ölümün çok erken bir ayrılış oldu sevgili hocam.
Güzel ruhlu değerli Nazım hocamızda diğer güzel insanlar gibi beyaz atına binerek arkasına bir daha bakmamak üzere sonsuzluğa atını sürdü gitti. Allah’ın merhameti üzerinde olsun. Mekânın cennet olsun. Çok sevdiğin doğanın bütün çiçekleri kabrini süslesin. Yatığın toprak incitmesin, ışıklar içinde uyu değerli hocam ve abim. Bilim camiası, arkadaşları, sevenleri ve hepimizin başı sağ olsun. Çek değerli kederli ailesine sabırlar diliyorum.

Yazar

  • Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ

    1960 doğumlu. 1985 Yılında Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Toprak Bilimi Bölümü’nde mezun oldu. Aynı yıl Şanlıurfa Köy Hizmetleri Araştırma Enstitüsünde Araştırmacı olarak çalışmaya başladı. 1986 Yılında Ceyhan-Adana’da tarım şirketinde sorumlu müdür olarak çalıştı. 1987 Yılında Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü’ nde Araştırma Görevlisi, 1988 yılında Almanya Hohenheim Üniversitesinde araştırmacı olarak bulundu. 1990-1994 yılları arasında İngiltere’de Reading Üniversitesinde Doktora eğitimini aldı. 1996 yılında Yardımcı Doçent, 1997 yılında Doçent ve 2002 yılında Profesör unvanını aldı ve halen Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme bölümünde araştırmacı ve öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.

    Tüm gönderileri görüntüle


Bir Yorum Yazın

Başa dön tuşu