Edebiyat

Uzun Bir Gece

Uzun bir gece olduğunu gece bitince fark ettim. Oysa hiç bitmeyecek gibiydi. Geceden ecel eliyle bilinmezliğe geçiş yapacağımı sanırdım ve buna kendimi hazırlamıştım. Bilinmez tarafın da çok yüksek ihtimalle karanlık olacağını, çekilecek uzun azabın günlük-güneşlik bir yerde olması eyleme tezat oluşturacağını düşünürdüm. Hayatın tamamının gecede olduğu, acının, derdin, gözyaşının, umutsuzluğun karanlık gecenin çocukları olduğunu, hayatı bunlarla birlikte kabullenmek gerektiğine inanırdım.

Ne zaman ki o beklenmeyen -bundan böyle kutludur, kutlu kalacak- gün geldi de yıldızları ve ayı söndüren, karanlığı buruşturup şafakla birlikte ortadan kaldıran, aydınlık, mutluluk, sıcaklık, iyilik, aşk, hayat saçan, “güneş” doğdu ya… Ondan sonra hatırladım, karanlıktan öncesini. Çok önceydi, güneş batmadan önce. Çiçekler açardı dağ yolunda, kırda sabah kahvaltısında atıştırmalıkları karıncalarla bölüştük. Dere kenarında, köprü bahçesinde bir kadeh meyi bölüştüğümüz gibi. Daha çok şeyi bölüştük. Ormanda karanlık bir kulübede sancısı bölüştük, iki telefon ahizesinde uykuyu bölüştük, bir arkadaş mekanında yolunu gözlemeyi de bölüştük. Sonra bir şarkıyı bölüştük mesela. Tek bir şeyi başaramadık. Birlikte bir ömür boyu güneşi bizimle kalmaya ikna edemedik. Belki de yeteri kadar çabalamadık.

Sonra ne mi oldu? Güneş battı. Her yer, her duygu, umutlar, aşk, hayatın tamamı karanlıklar içinde kaldı. Karanlık soğuktu. Acı veriyordu. Göz gözü görmüyordu. Tuttuğum her dal bir süre sonra beni bataklığa sürüklüyordu. Bir sürenin sonunda gözler karanlığa alıştı. Güneşli günler unutuldu. Çok uzun zaman geçti böylece. Acı ruhumun bir ihtiyacı gibiydi.

İlginizi Çekebilir

Bir yağmur damlasına daldı gözlerim
Kuru toprak ıslanırken seçti gözlerim
Ve sen duruyordun sanki geliyordun
O an seni dilerken oyun etti gözlerim
Acımdan sustu yağmur gözyaşlarımda.

Yazar Hakkında

_________________________________________

Bir Yorum Yazın

İlginizi Çekebilir

Başa dön tuşu