Kitap

BANKSTERLER ve DEMOKRATÖRLER Ulus Devletleri Çürütenler

Dünyada en özgürlükçü akım hangisi derseniz aldığınız cevap LİBERALİZM cevabını alırsınız. Ben liberalizmin ve liberallerin Hitler’e yaptığı övgüyü açıkçası bu kitaptan öğrendim. Marksistlerin faşizmin kuramcısı olarak sadece emperyalizmin/kapitalizmin son aşaması olarak görüyorlardı.

Neo-liberallerin ABD destekli diktatörlere nasıl destek verdiklerini, savunduklarını, övgüler düdüklerini gördük, okuduk ve yaşadık. Türkiye’deki liberallerin ve Neo-liberallerin ABD kökenli küresel şirketlere nasıl destek verdiklerini, Milton Freidman’ın tezlerini nasıl savunduklarını ve en sonunda ABD projesi olan FETÖ’ye nasıl destek verdiklerini gördük.

Hitler öncesi Totalitarizmin ilk dile getirdiği yerin özgürlükler ülkesi ABD olması şaşırtıcı olmalı. Hitler yükselirken ABD’deki liberaller onunla gurur duyuyorlar ve Almanlara övgüler düzüyorlardı. Liberaller ABD halkına savundukları tezlerin bir kanıtı olarak gösteriyorlardı.

Makale Devam Ediyor

Bizim liberallerin destek verdiği ve destek vermeye hazır oldukları IMF reçetelerinin ülkeyi nasıl fakirleştirdiği görmenin dışında yaşıyoruz.

Ülkemizin son dönemde öne çıkan düşünürlerinden İbrahim Okur’un yazdığı kitapların çoğunu okudum. Ama daha önce yazdığı Hem Kundakçı, Hem İtfaiyeci” kitabının devamı olan “Banksterler ve Demokratörler / Ulus Devletleri Çürütenler” kitabı zihnimdeki çok şeye ışık tutuyor.

Dünyayı anlamadan Türkiye’yi anlamak mümkün mü? “Dünyayı anlamadan bir Türkiye projesi olmaz… Dünyada olup bitenleri izlemeyenlerin tezleri, ayağı yere basmayan tezlerdir. Bizi aydınlığa değil sıkıntılı günlere götürür…” diyen Okur’ katılıyorum.

“Banksterler ve Demokratörler / Ulus Devletleri Çürütenler” adlı çalışmada İbrahim Okur, militan küreselleştirmecilerin yenidünya” düzeni perdesi arkasında gerçekleştirmeye çalıştıkları programın temel özelliklerini gözler önüne sermeyi sürdürüyor. İbrahim Okur son çalışmasında da olması mümkün olan ile gerçek olanı birbirine karıştırmadan, senaryolara değil, ekonomi-politik literatüre dayalı verilerle Neo-liberal anlayışı ifşa ediyor. İbrahim Okur, bu çalışmasında adım adım açıkladığı Neo-liberal anlayışı kısaca şöyle özetliyor:

*Küreselciliğin Mihenk Taşı Sınırlarından Arınmış Dünyadır.

*Yeniden Bölüşüm Taleplerini Meşrulaştırdığı İçin Demokrasi Tehlikelidir.

*Demokrasinin Yıkıcı Potansiyeline Karşı Koruyucu

Mekanizmalar Gereklidir.

*İnsanlar Diktatörlük Demokrasisinin Varolduğu Gerçeğine Alışmalıdır.

*Demokrasi, Sermayenin İçinde Rahat Ettiği Düzeni Altüst Edebilir.

*Demokrasi, Sermayenin Rahatı İçin İşlevini Yerine Getirdikten Sonra Ortada Dolaşmamalıdır.

*Kitle Demokrasisinin Büyümesini Önlemek İçin Askerileşmiş Liberalizm” Gerekir.

*Görünmez Hükümete Olan İhtiyaç Gün Geçtikçe Belirginleşiyor.

*Yalnızca Kapitalizm Enternasyonalisttir. Küreselcilik Milliyetçilikten Üstündür.

*Ekonomik Milliyetçilik Liderlerde Zekâ Yoksunluğunun Eseridir.

*Ulus Devlete Tam Bağımsızlık Verilmemelidir. Dünyanın Uluslar Şeklinde Örgütlenmesi Ekonomi İlkeleriyle Çelişir.

*Dünya Ekonomik Düzeni Devlet Egemenliğinin Çizgiyi Aşmasına Karşıdır.

Liberalizm adı altında insanları medyayla zihinsel baskı altına almışlardır. Amerikalı düşünür David Havey, bu tehlikeye Neo liberalizm Kısa Tarihi” adlı eserinde dikkat çeker, “Bireysel hürriyetlerin dokunulmaz olduğunu savunan her siyasi hareket Neo liberal sürüye dâhil olma tehlikesini taşımaktadır”.

1981 yılında Reagan’ın başkan seçilmesiyle küresel şirketlere tanınan vergi indirimleri sonucunda eyaletlerin vergi gelirleri düşmüş ve birkaç yüz bini geçmeyen evsiz sayısı hızla artmış, Bush’un başkan seçilmesiyle milyonları aşmış, günümüzde on milyonu geçmiştir.

1990’lı yıllara kadar dünyanın önde gelen 50 bankası arasında sadece 2 ABD bankası vardı. BD bankaları hem kredi verip hem hisse senedi satamazdı. 1929 krizinden ders alan ABD yönetimi ve senatosu 1933 yılında bunu yasaklamış. Ancak 1999 yılında bu yasanın değiştiğini ve kâğıt ekonomisine geçildiğini öğreniyoruz. Sonrası 2001, 2008 ve günümüzde de devam eden krizler.

Günümüzde Joseph E. Stiglitz, bu sistemi “Balon ekonomisi olarak nitelendirmiştir.”

Kitaptan bir zamanlar “Asya kaplanları” denilen G. Kore, Tayvan, Malezya, Tayland ve Endonezya’nın nasıl bir krize sokulduğunu, banka ve şirketlerin nasıl yağma edildiğini öğreniyoruz.

Dünyayı bin devletli bir yapıya dönüştürmek isteyen küresel şirketlere karşı ilk uyarıyı yapanların başında Alvin Toffler gelmektedir (s:376). Tofler, “Dünya küçülmekte ama bütünleşmemektedir. Ekonomiler birbirine yaklaştıkça uluslar, kentler ve bölgeler birbirinden ayrılmaktadır. Küresel ekonomideki bütünleşme süreci, politik ve sosyal dağılmayı hızlandırmaktadır. Aile bağları kopmakta, yerleşik otoriteler sarsılmakta, yerel toplum bağları zorlanmaktadır. Uluslar tıpkı hücreler gibi bölünerek çoğalmaktadır. Alvin Toffler Küresel Düşler sayfa 2”

Prof. Joseph E. Stiglitz. “ABD güdümlü olan küresel mali sistem ABD’nin büyümesi için yararlıdır ama gelişmekte olan ülkeler için hiç iyi değildir.”

Küresel şirketlerin yolunu açan kuruluşlar IMF, Dünya Bankası ve DTÖ gibi ABD ve İngiltere’nin kuruluşuna önderlik ettiği ve yönettiği kuruluşlar olması tesadüf değildir. Bunların yeterli olmadığı zaman devreye CIA tarafından yapılan darbeler o da yetmezse ABD ordusu devreye giriyor.

ABD ve küresel şirketlerin en büyük yardımcısı Stalin’în olduğunu, Stalin’in izlediği politikaların Avrupa’yı ABD’nin kucağına attığını yazan Okur, günümüzde Çin’in izlediği yayılmacı politikanın Pasifik ülkelerini ABD’nin himayesini aramaya ittiğini dolayısıyla küresel şirketlerin serbestçe faaliyet göstermesine yol açtığını yazıyor.

İbrahim Okur, farklı iki ülkeye dikkat çekiyor; Çin ve Hindistan.  Çin ve Hindistan pandemiye kadar çıkan krizlerden etkilenmediler. Çünkü sermaye liberasyonuna ilişkin IMF ve ABD hazinesinin önerilerini dinlememişlerdir.

Okur, çok önemli bir çağrıda bulunuyor. Küresel şirketlere karşı ülkelerin geçmişte üçüncü dünya ülkelerinin oluşturduğu “Bağlantısız ülkeler Hareketi” gibi bir birlik oluşturmak.

Aynı konuya odaklanmış üçüncü bir kitabın hazırlığında olduğunu belirten İbrahim Okur’u bu kitap için kutlarız.


Bir Yorum Yazın

Başa dön tuşu