KitapKöşe Yazıları

JUDEO-HRİSTİYAN Fundamentalizmi Dünyayı Fethetmek Peşinde

Değerli düşünür İbrahim Okur’un bu kitabını daha önce kısaca tanıtmıştım. Ülkemizin yetiştirdiği az sayıda entelektüelden birisi olan İTÜ Makine Fakültesini bitiren İbrahim Okur, aynı zamanda İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi İşletme İktisadı Enstitüsü ve İTİA İşletme Bilimleri Enstitüsü’nün Uluslararası İşletmecilik
bölümünü de bitirmiş. Askerliğini Deniz Harp Okulunda öğretim görevlisi olarak tamamlamış.
Bu kitabından önce 30 kitabı yayınlanmış.

Bu kitap üçlemenin son kitabı. Okur, daha önce bu konuda 2021 yılında “Hem İtfaiyeci Hem Kundakçı/Küresel Güç Odaklarının Politikası” ve 2022 yılında “Banksterler Demokratörler/Ulus Devletleri Çürütenler” kitaplarını yayınlamıştı. Düşünmeyi sevmiyoruz. Planı hiç sevmiyoruz. Toplumsal hafıza yok denecek kadar az. Bu alanda ölçüm yapılsa ilk üçe gireriz.

Oysa kimi ülkeler “AFFET AMA UNUTMA” atasözünü sürekli hatırlarlar. Mesela İstanbul’da denize bakan 5 yıldızlı bir otel var. İlginç bir ismi var; SHANGRİ-LA. 1967 yılında İstanbul’a bir uçak gemisi gelir. Üniversite öğrencileri gemiyi ziyaret ederken bazı üniversite öğrencileri de YANKİ GO HOME der. Bir grup öğrenci
Taksim’deki gezi parkında açlık grevine başlar. İşte bu geminin adı SHANGRİ-LA idi. Aynı yere, 40 yıl sonra 2013 yılında aynı isimli bir otel diktiler. Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı dağıldıktan sonra NATO dağılmadı. Güya NATO Komünizmin yayılmasını önlemek için kurulmuştu. 1992 yılında NATO yeni
konseptini belirledi.

İlginizi Çekebilir

Dini Fundemantalizm adı altında İslam dinini hedef aldılar. ABD-NATO-İngiltere o yıldan bu yana bu konuda faaliyet gösterdiler. Tabi ki bu toplantılarda Türkiye’de vardı. Her kararı onayladı.
Sovyetler Birliği dağılınca ABD ve İsrail’in istediği oldu. Sovyetler Birliği 6 milyon Musevi’nin göç etmesine izin vermiyordu. Bu nüfus hızla İsrail’e kaydırıldı. İsrail nüfus açısından yeterli hale getirildi. Bundan sonra hızla Filistin topraklarını işgale başladı.

1980’li yıllarda yeni bir ekonomik akım doğdu. Ulus devletleri, milli ekonomileri tasfiye etmeyi amaçlayan NEO-LİBERALİZ DOĞDU. Adındaki liberal kelimesi sizi aldatmasın bu ekonomik sistem darbelerle, silah zoruyla kabul ettirildi. Hatırlayın ikiz kuleler ve sonrası Afganistan’ın işgali. Sürekli olarak Müslümanları
aşağılayan yayınlar. Müslümanlara yapılan ayrımcılık yapılırken, siyasi alanda da ABD-Suudi Arabistan-İsrail iş birliği ile laik rejimle idare edilen Mısır-Irak-Libya-Tunus-Somali-Sudan gibi ülkelerde rejim değiştirildi. FKÖ, Filistin Kurtuluş Örgütü zayıflatıldı. İhvan / Müslüman Kardeşler’e yakın Hamas İsrail desteğiyle Gazze’ye hâkim oldu.

Rejim değiştirme işi Suriye’de ise başarılamadı. Ama ülke nüfusunun yarısı ülkeyi terk etti. İsrail’in tek çekindiği silah olan zehirli gazlar yok edildi. Kısaca Suriye İsrail karşısında tehdit olmaktan çıkarıldı.
1990’lı yıllarda ABD’de Evanjelik Protestanlar güç kazanmaya başladı. Bu zihniyet kıyameti çabuklaştırmak ve Armegeddon Savaşı’nı bir an önce çıkarmak için çalışmaya başladılar. İç siyaseti de etkileyen bu grup İsrail’e sonsuz destek verdi.

Sovyetler Birliği’nden gelen Yahudiler İsrail’deki siyasi rejimi de değiştirdi. Siyonist
sağcıların iktidarı başladı.

ABD-Suudi Arabistan ve İsrail’in yetiştirdiği; önce Afganistan’da ve Libya’da savaştırılan cihatçılar yıllarca ülkeden ülkeye CIA uçaklarıyla taşındılar. BOP eş başkanı ve ülkemiz bu faaliyetlerde aktarma-lojistik ve destek görevlerini üstlendi. Evanjeliklere basınımızda ilk dikkati çeken gazeteci Haşmet Babaoğlu’ydu.
Sanırım 2007 yılında üç gün süren bir yazı dizisi kaleme almıştı. Daha sonra oda BOP eş başkanlarının izinden gitti.

FETÖ gibi yapılar, “Mesih” inancını savunan tarikatlar da Evanjelik politikalara destek vermek için oluşturulmuş yapılardır. Bu yüzden ABD tarafından desteklenirler. Ülkemizdeki siyasi iktidarlar bunu bildikleri için bırakın sessiz kalmayı, devlet içinde yapılanmasına destek verdiler. Müslüman Kardeşler Gazze’de başarılı oldular. Ancak Mısır ve Suriye’de başarısız olunca siyasetten tasfiye edildiler.
Orta Doğuya bir bakın Emperyalist Batı kılını kıpırdatmadan Müslümanları birbirine kırdırıyor.

Bütün dinler taraftarlarını arttırmak, diğer dinlerdeki insanları kendi dinlerine sokmak isterler. Bu amaçla misyonerlik faaliyetinde bulunurlar. Sadece, Museviler (Musa peygamberden mütevellit) bunu yapmazlar. Onlara göre hem bu dünya hem de cennet ve onlarındır. Bu dünyada yaşayanlar onlara hizmet etmekle
mükelleftir. Yahudilik anadan geçen bir dindir. O yüzden Yahudiler anneleri Yahudi olduğu iddiasıyla iki Osmanlı padişahını da kendilerinden sayarlar. İbrahim Okur, kitabına Yahudi tarihini inceleyerek başlıyor. Babil’e olan sürgün, Roma’ya isyan ve sonrasını Tevrat’la beraber inceliyor. Yahudilerin bir bölümü Babil’e sürgün edilmiştir. Tevrat’a ilk eklemeler orada yapılmış daha sonra yeni ilaveler yapılmıştır. Yahudilik Siyonizm ideolojisiyle emperyalist bir kimliği bölünmüştür.

Sayın Okur, “Vadedilmiş” toprağın bugün Bilecik vilayetimizden de küçük olduğunu gösteriyor.
Osmanlı Devleti’nin yıkılması Siyonizm için bir zafer oldu. Emperyalizmin o bölgede yaşayan Arapları kontrol edecek bir güce ihtiyacı vardı o da İsrail Devleti oldu. Bölgeye gelen siyonistler kurduklarıyla terör örgütleriyle Filistin köylerini bastılar ve yaşayanları öldürdüler. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Museviler akın
akın Filistin’e göç ettiler. Siyonist terör örgütleri İngiliz askerlerine de saldırmaktan çekinmediler. 14 Mayıs
1948 yılında ilan edilen İsrail Devleti Arap topraklarını işgale devam etti. 1952 yılında Mısır’da Nasır önderliğindeki subaylar Kral Faruk’u devirdiler. Başa geçen Nasır, İngilizlerin elindeki Süveyş kanalını devletleştirince 1956 yılının ekim ve kasım aylarında İngiliz-Fransız ve İsrail kuvvetleri kanalı işgal etti. Ancak ABD ve Sovyetler Birliği şiddetli tepki gösterdiler. İngiliz ve Fransız askerleri hemen çekildi.
İsrail kuvvetleri 1957 yılında Sina’dan çekildi.

Bu savaş İsrail’in emperyalist sisteme nasıl katkıda bulunacağını göndermiş oldu. Bu süreçte Protestan mezhepleri de radikalleşmeye başladı.

Siyonist ideoloji, ırkçı yüzünü gizlemek için bir yandan da “Dinler arası diyalog” söylemiyle sözde “Barış” istiyor. Bu söylemlerin bir başka versiyonu Katolik Kilisesinin “İbrahimi dinler” söylemiydi.
Ülkemizde epey bir taraftar bulan bu söylem için Katolik Kilisesi “Bu bizim amacımıza hizmet edecektir” demektir. Ülkemizdeki her entellektüelin, her vatanseverin okuması gereken bir üçleme.

Yazar Hakkında

_________________________________________

Bir Yorum Yazın

İlginizi Çekebilir

Bunlara da Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu